ARNAVUTKÖY VE KURUÇEŞME

ARNAVUTKÖY VE KURUÇEŞME

Yazıyı paylaş :

Melekler Köyü
Sorsanız büyük ihtimalle çoğu kişi Boğaz’ın en güzel ilçesi olarak kabul eder Arnavutköy’ü. Semtin en belirleyici özelliği ise muhteşem ahşap evleri… Betonlaşmaya karşı, bir köyün ne kadar güzel, ne kadar zarif olabileceğini  inatla hatırlatır bizlere. Bir zamanlar üzüm bağlarıyla ünlü olan Arnavutköy, daha sonraları, 19. yüzyıl başlarında çileği sayesinde daha popüler olmuş. Tepenin üstünde gördüğünüz harika evler ise ünlü Robert Kolej’e ait.

İlk çağlarda tepedeki kireç ocaklarından ötürü adı “Hestai” olmuş. Romalılar döneminde Konsül Promotos’un buraya yerleşmesiyle önce “Promotu” sonra da “Anaplous” olarak anılmış. Köy Hıristiyanlığı kabul ettikten sonra Aya Mikhailaion Kilisesi kurulmuş, ilçenin ismi de “Mikhailaion” olarak değişmiş. Sonraki yıllarda “Melekler Köyü” anlamında “Horasmoto” denilmiş. Bugünkü adını ise 19. yüzyılda Sultan Abdülmecid tarafından getirilen Arnavut yapı ustalarından almış. Bir zamanlar kalabalık bir Rum ve Yahudi nüfusu olan semtte bugün sadece birkaç Rum yaşıyor. Yahudiler ise yoklar artık, gitmişler.

Boğaz’ı tekneyle gezdiğinizde Arnavutköy ’ün gözünüze çarpmaması mümkün değil; o güzelim ahşap binalar hala sahili süsleme görevlerine devam ediyorlar. Denizden bu kadar; ama eğer iskelede inipte sokaklarında kaybolmaya hazırsanız daha fazlasını da keşfedebilirsiniz. Gezerken göreceğiniz evlerin çoğu XX. yüzyıl başlarına ait, bir kısmı da Art Nouveau tarzına göre yapılmış. Çirkin yapılaşmaya alışmış gözler için bu güzel ve özel bu yapılar, çöldeki vaha işlevini görüyor. Uzmanlar bu evlerin çoğunun ev sahipleri tarafından yapıldığını, Art Nouveau tarzınınsa mevcut binalara sonradan eklendiğini düşünüyorlar. Bunların içinde Dulkadiroğulları Sokak No: 4’deki ev bir istisna; bu ev  standart kalıpların bir araya getirmesiyle değil, kesinlikle bir mimar tarafından yapılmış.

Arnavutköy ’ün içlerinde bir ayazmanın (şifalı, kutsal su) yanına yapılmış heybetli Taksiyarhis Kilisesi’ne rastlayacaksınız. Tarihi Bizans döneminde kadar giden kilisenin bugünkü halini Muzurus Paşa inşa ettirmiş. Camiye benzer ana kubbesi ve girişteki çan kulesiyle başmeleklere (Taksiarkhes) adandığı için Taksiyarhis adı verilen kilise şu günlerde bakıma alınmış durumda.

Deniz kıyısının batıdaki ucunda yer alan Arnavutköy Camii 1832 yılında Sultan II. Mahmud tarafından yaptırılmış. Bir adı da Tevfikiye Camii olan yapının, henüz Müslümanların Arnavutköy’e yerleşmeden önce kışladaki askerlerin ibadetleri için yapıldığı sanılıyor. Caminin hemen yanında göreceğiniz Süslü Karakol ise 19. yüzyılda inşa edilmiş kagir bir bina.

Eğer Etiler ve Arnavutköy arasındaki Sekbanlar Sokak boyunca giderseniz, Körkadı Sokak’a doğru hafifçe sapın; karşınıza Hz.İlyas’a adanmış bir ayazma üstüne inşa edilen küçük, bir o kadar da zarif bir XIX. yüzyıl şapeli çıkacak. Özellikle kubbesi görenlerde hayranlık uyandıran şapele, dört kere hırsız girmiş. Hırsızlar el kol sallayarak girseler de siz ancak özel izinle girebiliyorsunuz. Bekçisi karşıdaki mezarlığın içindeki evde yaşıyor.

Deniz kıyısından Kuruçeşme’ye doğru gidince karşınıza çıkan Kırmızı Yalı, 1830’larda Sultan II. Mahmud’un Ermeni bahçıvanı için yaptırılmış. Bugün Marmara Üniversitesi’ne ait.

Robert Kolej
1871 yılında Bebek’teki erkek kolejine bağlı olarak Arnavutköy’de tepenin üstünde kurulmuş. 1971’de ise bu iki kolej birleştirilmiş ve yeni okul ünlü Robert Kolej adıyla eğitim vermeye devam etmiş. Eski öğrencileri arasında Halide Edip Adıvar ve eski başbakan Tansu Çiller de var.

Kuruçeşme
Arnavutköy ’ün batısında kısa bir yürüyüşle ulaşabileceğiniz Kuruçeşme, muhtemelen Tezkireci Osman Efendi Camii’nin yanında, 17. yüzyılda yapılan Köprülü Hemşire Çeşmesi’nden alıyor adını. İlk zamanlar, çeşmesinden bol su akan ve yemyeşil olan bölge, Koruçeşme olarak isimlendiriliyormuş. Daha sonraları çeşme kuruyup yeşil renk azalınca adı da değişmiş. Bir zamanların maden ve kömür depolamak için kullanılan semtinin bu kadar şık ve popüler hale gelmesi ise bir hayat dersi sanki…

Sahilde yürüyüş yapmak için ideal yerlerden biri Kuruçeşme. Yeni düzenlenmiş kaldırımlarında yürüyüp, demirlemiş pahalı yatların önünden geçerken fonda peri masalı şatolarına benzeyen Kuleli Askeri Lisesi’ni seyredeceksiniz. Burada gezebileceğiniz birçok kilise de var; bunlardan biri de Ermeni kilisesi olan Surp Haç Kilisesi. Çok önceleri yapılmış bir başka kilisenin yerine Garabet Balyan tarafından 1881 yılında yapılan dikdörtgen planlı kilisede taş ve tuğla kullanılmış. Kırbaç Sokak’a girdiğinizde sol tarafta kalıyor. Aynı yolu takip ederseniz göreceğiniz kilise Aya Demetrios Kilisesi, 1789 yılında inşa edilmiş. Bu kilisenin yerinde önceleri, 1804’de Heybeliada’ya taşınan tartışmalı ruhban okulu varmış. Kilisenin arkasındaki bir tünel, tepedeki Aya Sotiros Ayazması’na bağlanır. Ayazmanın kaynağı 40 m. kadar uzakta. Yüzyıldan fazla bir süredir damlayan su duvarlarda kireçlenmeye yol açmış, bu yüzden ilk gördüğünüzde kendinizi bir mağaradaymış gibi hissediyorsunuz. Tepedeki manzara ise olağanüstü. Son olarak, Kuruçeşme ve Arnavutköy’ün birleştiği noktada yüksek duvarların arkasından döner ahşap kulesinin sadece bir kısmını görebileceğiniz Aya Yani Kilisesi’nden söz edelim.

Suada
Kuruçeşme sahilinin tam karşısındaki küçük ada, Esma Sultan Yalısı ve Çırağan Sarayı’ndaki başarılı çalışmalarının bir ödülü olarak Sultan II. Abdülhamid tarafından Ermeni mimar Sarkis Balyan’a (1835-99) verilmiş. Adada iki katlı bir yalı inşa etmiş mimar ve burada fizik çalışmalarını yürütmüş. Günümüze ulaşamayan yalının bulunduğu adaya önce duvarlarla çevrili bir bahçe yapılmış, sonraları da burada su sporları merkezi oluşturulmuş. Bugün ada, Suada gece kulübü ve restoran kompleksine ev sahipliği yapıyor.

BİLGİ

“Yazılarımı farklı tarihlerdeki ziyaretlerimin ardından kaleme aldım. Kaçınılmaz olarak güncel birçok bilgi içeriyor ama güncel demek bugünün dünyasında hız ve değişimin eş anlamlısı. Bu nedenle yazılarımı referans alıp seyahat planı yaparken değişken bilgileri  (tarihi mekanları ziyaret, yemek ve konaklama önerileri, ulaşım bilgileri vs.) kontrol etmeyi unutmayın. Ve siz de benim gibi “bilgi paylaştıkça güzel” felsefesine inananlardansanız, yazıları zenginleştireceğini düşündüğünüz detayları iletin. Yolunuz açık olsun, gezgin ruhunuz hiç yaşlanmasın!”
  • İstanbul

    Onda yaşamak yerine onu yaşamak gereken 7 tepeli şehrin; semtlerinden müzelerine, tarihinden camilerine kadar bilinen ve bilinmeyen köşeleri…

  • Türkiye

    Binlerce yıllık kültür hazinesi, medeniyetler beşiği topraklarımızı keşfetmek için kuzeyden güneye, doğudan batıya adım adım yolculuk…

  • Avrupa

    Yılın her dönemi ziyaret edilen ışıltılı başkentler, dünya hazinelerini saklayan müzeler, zarafet ve estetiği buluşturan kültürlerden izler…

  • Amerika & Avustralya

    Her zaman merak uyandıran coğrafyalar ve mesafelere aldırmadan gitmek isteyeceğiniz şehirler…

  • Asya & Afrika

    Doğa harikalarından kültür miraslarına, şaşırtıcı geleneklerden mimari başyapıtlara kadar sayısız hazine…

  • Özel Dosyalar

    Özel günlere ilişkin öneriler, ilginç konulara ilişkin yazılar, farklı coğrafyaları bir araya getiren karma konular…

Halide Edip Adıvar Kimdi?

1884 yılında doğan Halide Edip Adıvar bir romancı ve feministti. Edebiyat dersleri de veren Adıvar, Kurtuluş Savaşı’na da katılmış. Daha sonraları Fransa ve İngiltere’ye giden Adıvar, döndükten sonra profesör olup İstanbul Üniversitesi’nde İngilizce dersleri vermiş. Parlementoya da giren Adıvar, 1964’de ölmüş. Sultanahmet’teki Milyon Taşı’nın arkasında anısına dikilmiş bir heykel var. 1926’da yazdığı anılarında büyüdüğü Arnavutköy’ü anlatmış. Çocukluğu Frances Kazan’ın “Halide” kitabında da anlatılmış.

Akıntıburnu

Arnavutköy’ün doğu ucunda kıyı şeridinin Boğaz’a doğru uzadığı yerde, zaman zaman küçük teknelerle geçmenin imkansız olduğu kuvvetli akıntılar oluşmakta. Boğaz’daki akıntının en kuvvetli olduğu yerin adı Akıntıburnu. Geçmişte, burnun çevresinden bazı dayanıksız teknelerin kalıntıları taşınmak zorunda kalınmış. XV. yüzyıl İtalyan yazar Petrus Gyllius, kendini akıntıya karşı garantiye almak isteyen yengeçlerin geçiş yolu olmasından ötürü Akıntıburnu’ndaki kaldırım taşlarının eskidiğinden söz eder.

Münzevi Yaşam Tarzı

Kuruçeşme’nin Anaplous olduğu Bizans döneminde, sütunların tepesinde inzivaya çekilerek yaşayan ve “münzevi” denilen iki kişi varmış. 433-60 yılları arasında Münzevi Simon Boğaz’a bakan bir sütuna tünemiş, 460-93 yılları arasında ise Münzevi Daniel aynısını yapmış. Bundan son derece etkilenen imparator I. Leo, Daniel’e ikinci bir sütun yaptırıp, iki sütunu bir kalasla bağlamış. Böylece Daniel’in bacaklarını gererek oturması mümkün olmuş. Daha sonraları rüzgar ve yağmurdan korunması amacıyla imparatorun eklediği sundurmayı kullanmayı istemeyerek de olsa kabul etmiş Daniel. Her iki münzevi de halkın çok ilgisini çekmiş ve kalabalıklar onları izlemek için buraya akın etmişler.

Yazıyı paylaş :