BEYAZIT MEYDANI

BEYAZIT MEYDANI

Yazıyı paylaş :

Eski Saray’ın Çevresinde

Bizans döneminde kentin en büyük meydanı, Türk döneminde ise bir saray meydanı olan bugünkü Beyazıt Meydanı kent imgesini oluşturan temel öğelerden biri. Çevresinde ise Bayezid Camii‘ni ve mahallesini de içine alan Beyazıt semti var. Tarihi Yarımada’nın merkezinde bulunan bölge aynı zamanda kentin ana ulaşım akslarının odağında yer alıyor.

Beyazıt Camii; Kapalıçarşı’ya gidenlerin önünden aceleyle geçerken pek dikkat etmediği şehirdeki en güzel klasik camilerden biri. XVI. yüzyılın başında yapılan eser, zarif avlusuyla bu ticari meydanda bir vaha gibi çıkıyor karşınıza. Hemen yakınındaki İstanbul Üniversitesi’nin etkileyici kapısı ve Serasker Kulesi buradaki tarihi yapılardan sadece birkaçı.

IV.yüzyılda Kontantinopolis’deki en geniş meydan, adını burada bulunan boğa heykelinden alan Forum Tauri imiş. Bugünkü Beyazıt Meydanı ile hemen hemen aynı alanı kaplayan meydan, 393 senesinde, İmparator Theodosius tarafından yeniden yapılandırılmış ve onun onuruna Forum Theodosius adı verilmiş. Büyük kemerli binaların çevrelediği meydanda göze çarpanların başında, Roma’daki Trajan Sütunu’na benzer bir sütun, Theodosius ve oğulları Honorius ile Arcadius’un heykellerinin süslediği zafer takı gelirmiş. Bu anıtlardan geriye kalanlar bugün anayolun üstündeki bir köşede duruyor.

 “Beyazıt Camii mükemmel bir eser olmasının yanısıra Türk mimarisinin gelişimi açısından tarihi bir öneme sahip.”

 Strolling Through Istanbul, Hilary Sumner-Boyd & John Freely, 1972

Beyazıt Camii
Beyazıt Camii 1501 ve 1506 yılları arasında Fatih Sultan Mehmed’in oğlu II. Bayezid tarafından yaptırılmış. Mimarı fazla bilinmeyen Yakub-şah ibn Sultan-şah’tır. Yakub-şah camiyi yaparken kendine model olarak Aya Sofya’yı almış ve buna bir külliyede olması gerekenleri eklemiş; hamam, medrese, mektep ve imaret. Fatih Camii’nden  sonra yapılmış ama 1766 depreminde Fatih Camii’nin yıkılmasıyla İstanbul’daki en eski, klasik cami olarak kalmış.

Beyazıt Camii’nin avlusu pek çok ziyaretçiye Şehzade Camii ve Yeni Valide Camii’nin avlularını hatırlatır; avluya adım attığınız anda sizi saran huzur hemen yakındaki Kapalıçarşı’nın karmaşa ve gürültüsüyle hoş bir tezat yaratır. Kırmızı somaki mermer ve granitten yapılmış 20 büyük kolon, avludaki şadırvanın etrafında kubbeli revaklar oluşturur.

Caminin dışında işportacılar, ulu çınar ağaçlarının altında tespih, hacıyağı ve diğer İslami eşyaları satarken, güvercinler de yemlerinin peşinde koşar. Yapının arkasındaki kabristanda II. Bayezid muhteşem bir türbede, kızı Selçuk Hatun ise daha mütevazı bir türbede yatıyorlar. Köşedeki türbesini pencerelerindeki zarif, yeşil demirlerden hemen tanıyacağınız Tanzimat dönemi sadrazamlarından Koca Mustafa Reşid Paşa (1800-58) da buraya gömülmüş. İstanbul’a büyük eserler bırakan Mimar Kemaleddin Bey (1870-1927) kabristanda mezarı bulunan bir diğer kişi.

Beyazıt Devlet Kütüphanesi
Caminin hemen karşısında, 1832 yılında Sultan II. Abdülhamid tarafından kütüphaneye dönüştürülünceye kadar imaret olarak kullanılan binayı göreceksiniz. 2009 yılında tamamiyle restore edilen bina, 1884 yılından beri Beyazıt Devlet Kütüphanesi olarak kullanılıyor.

Kaligrafi (Hat) Müzesi
2009 yılında restore edilen ve  meydanın batı tarafında yer alan Hat Sanatları Müzesi (pazar ve pazartesi günleri kapalı), kendisi de hat sanatına büyük ilgi duyan II. Bayezid tarafından yaptırılan cami külliyesine ait medrese binasında bulunuyor. Osmanlı döneminde ünlü hattat ve hat sanatıyla ilgilenmiş padişahların farklı malzeme ve teknikler kullanarak yaptıkları paha biçilmez eserler bir zamanlar medrese hücresi olan ve huzur dolu avluyu çevreleyen küçük odalarda sergileniyor.

İstanbul Üniversitesi
Şehirdeki en büyük üniversite olan İstanbul Üniversitesi aynı zamanda en eski olanı. İlk önce Fatih Sultan Mehmed döneminde Fatih Camii’ndeki sekiz medresede kurulmuş. Beyazıt, Selimiye ve Süleymaniye camilerine bitişik olan medreseler ayrıca üniversitenin farklı fakültelerinin de öncülleri olmuş. İstanbul Darülfünun adıyla kurulan ilküniversite”, 1923’de Cumhuriyet ilan edilince, Beyazıt Meydanı ’nın arkasındaki Seraskerat (Savaş Bakanlığı) binasına taşınmış. 1933 yılında İstanbul Üniversitesi adını almış. Üniversitenin bugün kullandığı binalar 1866 yılında Fransız mimar Auguste Bourgeois (1821-84) tarafından tasarlanmış ve muhteşem bir kapının altından geçilerek kampüse giriliyor. Ünlü mezunları arasında yazar Ahmet Hamdi Tanpınar ve Orhan Pamuk, şair Orhan Veli, müzisyen Mercan Dede, politikacı Yıldırım Akbulut ve David Ben Gurion var.
Kapıdan geçip içeri girin. Beyazıt Kulesi’ni ve Süleymaniye Camii’nin harika manzarasını görmek için arkaya doğru yürüyün. Burada ayrıca 1960 darbesine neden olan olaylarda 20 yaşında ölen öğrenci Turan Emeksiz’in bir büstüyle karşılacaksınız. Üniversitenin önündeki meydan şimdi daha tanıdık geldiyse hatırlamanıza yardımcı olalım; Cuma Namazı sonrası sık sık gösterilere sahne olan yer burası.

Beyazıt (Serasker) Kulesi

Üniversite bahçesinde yer alan bu  85 metre yüksekliğindeki kıvrımlı kuleyi çok uzaktan bile görmek mümkün.  Eski İstanbul’un en önemli problemi olan yangınlara bir çözüm bulabilmek için, şehir alevleri görüp alarm verebilecek kulelerle donatılmış. Yenilikçi Padişah II. Mahmud zamanında Mimar Senekerim Balyan 1828 yılında kuleyi yapmış. Yazar Jason Goodwin’in “Yeniçeri Ağacı” isimli polisiye romanında bu yangın kulesi önemli bir rol oynuyor..

ANA CADDE

 Beyazıt Hamamı
2008 yılında kısmen restore edilen ana yolun üstündeki bu çifte hamam, Bayezid Camii Külliyesi’nin bir parçası olarak yapılmış. Sultan III. Ahmed’in ve sadrazamı Damat İbrahim Paşa’nın hükümranlığına son veren 1730 İsyanı’nın öncüsü Patrona Halil bu hamamda çalıştığı için, mekan Patrona Halil Hamamı olarak da biliniyor.

Hamamın hemen arkasındaki Hasan Paşa Medresesi, Mimar Mustafa Çelebi tarafından 1745 yılında Sadrazam Tokatlı Hasan Paşa için yapılmış. Dış cephesinde şehirdeki en güzel kuş evlerinden birini göreceksiniz; ev, minaresi de olan cami şeklinde oyulmuş duvara. Bir köşesinde yer alan muhteşem çeşmenin hat yazıları ise Hocazade Ahmed Efendi’ye ait. Bina şu anda İstanbul Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü’ne ev sahipliği yapıyor.

Hasan Paşa Medresesi’ni geçip sola Vezneciler Sokak’a sapıp Şehzade Camii’ne doğru ilerlerken solunuzda Kuyucu Murad Paşa Medresesi’ni göreceksiniz. 1606’da yapılan binayı İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nin kapısının arasından görebilirsiniz. Anadolu’da çıkan isyanlarda çok sayıda kişiyi öldürttüğü için Murat Paşa’ya “çukur kazıcı” demişler.

Simkeşhane
Restore edilmiş Simkeşhane Orhan Kemal İl Kütüphanesi’ne ev sahipliği yapıyor. Simkeşhane Sultan II. Mehmed’in hükümdarlığı zamanında darphane olarak kullanılmış. Bozuk para basma işinin Topkapı Sarayı’na taşınmasıyla birlikte gümüş işçiliğinin merkezi olmuş. Orijinal bina yangında yok olunca, Sultan IV. Mehmed’in eşi Rabia Gülnüş Ümmetullah tarafından 1707 yılında yeniden yaptırılmış. Simkeşhane, 1950’lerdeki yol genişletme çalışmaları yüzünden kısmen yıkılmış.

Simkeşhane’nin hemen önündeki kaldırımda duran büyük mermer kütleler Forum Tauri’den kalan son hatıralar. Aralarında tavuskuşu gözü gibi olan parçalar da var. Bunlar yıllar içinde yok olmuş zafer takının ihtişamını zamanımız insanına yeniden hatırlatma görevini üstlenmişler.

Divan Yolu’nun devamı olan Ordu Caddesi’nde biraz ilerleyince1745 yılında Süpürgeciler Hanı olarak inşa edilen, ancak bugünlerde onu yaptıran sadrazamın adını taşıyan Hasan Paşa Hanı kalıntıları çıkıyor karşınıza. Cephesinin büyük kısmı 1950’lerdeki yol genişletme çalışmalarına kurban edilmiş. Dükkanların çoğunda deri satılıyor.

NASIL GİDİLİR?
Divan Yolu’ndan yürüyerek kolaylıkla ulaşabileceğiniz gibi, Sultanahmet’ten Kapalı Çarşı’ya giden tramvaya da binebilirsiniz. Taksim’den kalkan 46H ve 61B no’lu otobüsler de buraya geliyor.

BİLGİ

“Yazılarımı farklı tarihlerdeki ziyaretlerimin ardından kaleme aldım. Kaçınılmaz olarak güncel birçok bilgi içeriyor ama güncel demek bugünün dünyasında hız ve değişimin eş anlamlısı. Bu nedenle yazılarımı referans alıp seyahat planı yaparken değişken bilgileri  (tarihi mekanları ziyaret, yemek ve konaklama önerileri, ulaşım bilgileri vs.) kontrol etmeyi unutmayın. Ve siz de benim gibi “bilgi paylaştıkça güzel” felsefesine inananlardansanız, yazıları zenginleştireceğini düşündüğünüz detayları iletin. Yolunuz açık olsun, gezgin ruhunuz hiç yaşlanmasın!”
  • İstanbul

    Onda yaşamak yerine onu yaşamak gereken 7 tepeli şehrin; semtlerinden müzelerine, tarihinden camilerine kadar bilinen ve bilinmeyen köşeleri…

  • Türkiye

    Binlerce yıllık kültür hazinesi, medeniyetler beşiği topraklarımızı keşfetmek için kuzeyden güneye, doğudan batıya adım adım yolculuk…

  • Avrupa

    Yılın her dönemi ziyaret edilen ışıltılı başkentler, dünya hazinelerini saklayan müzeler, zarafet ve estetiği buluşturan kültürlerden izler…

  • Amerika & Avustralya

    Her zaman merak uyandıran coğrafyalar ve mesafelere aldırmadan gitmek isteyeceğiniz şehirler…

  • Asya & Afrika

    Doğa harikalarından kültür miraslarına, şaşırtıcı geleneklerden mimari başyapıtlara kadar sayısız hazine…

  • Özel Dosyalar

    Özel günlere ilişkin öneriler, ilginç konulara ilişkin yazılar, farklı coğrafyaları bir araya getiren karma konular…

“Bir Hırka, Bir Lokma”

Sokak şairleri size 60’lı yıllarda kalmış gibi gelebilir ama Beyazıt Meydanı’nda hippi ateşini hala canlı tutan Rasputin sakallı Hüseyin Avni Dede’yi görene kadar bekleyin. “Çınar ağacının altındaki şair” 1964 senesinden beri burayı ofisi gibi kullanıyor. “Bir lokma, bir hırka” yaşam felsefesinden vazgeçmeyen Hüseyin Avni Dede’yi Sahaflar Çarşısı’nın girişinde bulabilirsiniz.

Taşınan Saraylar

Bizans imparatorları saraylarını bugünkü Sultanahmet Meydanı’na yapmayı, 1204’deki IV. Haçlı Seferi’nin şehir üzerindeki tahribatından sonra ise kara surlarının sonunda Edirnekapı’daki Blachernae Sarayı’na taşınmayı tercih etmişler. 1453’deki çarpışmalar sırasında Blachernae Sarayı da hasar görmüş ve Fatih Sultan Mehmed eski Theodosius Forumu arkasında İstanbul’daki ilk evini, Eski Saray’ı yaptırmış. Sultan buradaki ve Edirne’deki diğer Eski Saray arasında gidip gelirken Topkapı Sarayı inşaatı da başlamış. Topkapı Sarayı’na taşınan Fatih, burayı ölen sultanların eşleri ve cariyeleri için barınabilecekleri mekan olarak bırakmış. Eski Saray şu anda İstanbul Üniversitesi bahçesinde ve Süleymaniye Camii’nin olduğu yerde bulunuyormuş. Geniş bir alanı kaplayan Saray’ın bir kısmı 1866 yılında Seraskerlik Dairesi (bugün üniversitenin merkez binası olarak kullanılıyor) yapılırken, bir kısmı da Süleymaniye Camii’nin inşası sırasında yıkılmış.

Yazıyı paylaş :