CANKURTARAN VE SAHİL SURLARI

CANKURTARAN VE SAHİL SURLARI

Yazıyı paylaş :

Eski Türk Filmleri Tadında     
Meydanı, kahvesi, manavı ve bakkalıyla Cankurtaran hala mahalle atmosferini yaşatan, İstanbul’un en eski semtlerinden biri. Geçmişin unutulmaya yüz tutmuş tadını yaşamak isteyenlerin ziyaret edebileceği ideal bir semt.
 

Cankurtaran, Sultanahmet Camii ve Aya Sofya’nın arasındaki yoldan kendinizi aşağı vurduğunuzda karşınıza çıkacak. Bizans’ın eski Büyük Sarayı’ndan bir kalıntının aniden kadrajınıza girip sizi şaşırtması an meselesi. Rastlayacağınız güzellikler arasında Dede Efendi Müzesi olduğunu da hatırlatalım. Otellerin istilasına uğramış olsa da, eski ahşap evleri yavaş yavaş azalsa da, küçük dükkanlar zamana yenilse de, burası hala çocukluğunuzun mahallesi…
 

“Cankurtaran” ilk duyanlar için tuhaf bir semt adı olabilir ama zamanında, kazaya uğrayan gemilerdeki yolcu ve denizcileri kurtarmak için kurulan cankurtaran istasyonlarından biri buradaymış. İsminin kaynağına dair bir diğer rivayet ise şöyle; Bizanslılarla yapılan savaşta gösterdiği kahramanlıktan dolayı Ni’me’l-Ceyş’ten Seyyid Hasan Ağa adındaki askere “Cankurtaran” adı verilmiş, bu lakap yaşadığı semtin ismine esin kaynağı olmuş.

XVI. yüzyılda, Kaptan-ı Derya Barbaros Hayreddin seferden dönen denizciler için barakalar inşa ettirmiş burada. XVIII. yüzyılda bir yangına kurban gitmiş olan orijinal binaların yerinde bugün Armada Otel var.

Cankurtaran, gittiğinizde size tanıdık gelecek bir semt, çünkü burası birçok eski Türk filmine çekim platoluğu yapmış. Bugünse, eskiden değersiz olarak görülen bu yerleşimler hızla yenilenip kabuk değiştiriyor ve bölge turizme teslim oluyor. Semtin sakinleri turizmin gelişmesinden memnun ama komşularının yerini otellerin ve restoranların almasından endişeli.

Akbıyık Caddesi
Genelde, sırt çantalı turistleri, hızla çoğalan otelleriyle Bangkok’un ünlü Khao San Caddesi’ne benziyor. Barların, restoranların, kafelerin, hediyelik eşya dükkanlarının yer aldığı bu eğlenceli cadde çok gürültülü olabiliyor. Büyük Saray’ın bir parçası olan ve bir halı dükkanının altında, Mimar Mehmet Ağa Caddesi yakınında bulunan Bizans Magnaura Sarayı’nın restorasyonunun ise pek düzgün yapıldığı söylenemez.

İshak Paşa Camii
Tarihi XV. yüzyıla dayanan bu küçük cami, Topkapı Sarayı’nın ana kapısına doğru çıkarken solda köşede kalıyor. Fatih Sultan Mehmed ve II. Bayezid dönemi sadrazamı İshak Paşa tarafından yaptırılmış olan caminin medresesi günümüze kadar ulaşamamış. Yolun karşısındaki hamamı ise tamamen harap durumda ve kalıntılarının bir kısmı Empress Zoe Otel’in bahçesinde kalmış.

Dede Efendi Müzesi
Bu zarif ahşap bina, Türk Sanat Müziği’nin gelmiş geçmiş en büyük bestecilerinden biri olan Dede Efendi’nin (1778-1846) eviymiş. Dede Efendi’nin ölümünden sonra, bir süre, karakol olarak kullanılmış. Harap haldeki bina 1980’lerde restore edilmiş, şu anda müzik enstrümanlarının da sergilendiği hoş bir müzeye dönüştürülmüş. Müzeyi gezerken çevrede bulunan ve şu anda harap halde olan evlerin bir zamanlar, altın çağlarında, nasıl göründüğünü de gözünüzde canlandırabilirsiniz. Binada bazen konserler düzenleniyor.  Müzenin hemen yanında, 1734 yılında Sadrazam Hekimoğlu Ali Paşa’nın annesi tarafından yaptırılan süslü, zarif çeşme gözardı edilmeyecek güzellikte.

Ahırkapı
Cankurtaran, hemen arkasında tren hattının olduğu, Bizans kıyı duvarları kalıntılarının arkasında yer alıyor. Duvarda arasıra eski giriş kapıları göreceksiniz. Günümüzde trenlerin geçtiği kapılardan biri olan Ahırkapı, Osmanlı döneminde imparatorluk ahırlarına ulaşımı sağlayan giriş kapılarından biriymiş.

Propontine Sahil Surları
Eğer deniz kıyısına, Kennedy Caddesi’ne doğru yürümeye devam ederseniz, batıda Mermer Kule’den kuzeyde Ayvansaray’a kadar olan sahil surlarını da inceleme fırsatını yakalayabilirsiniz. Trafiğin çok yoğun olduğu, yazın sadece erkeklerden oluşan bir grubun güneşlenip denize girdiği Kennedy Caddesi’nde Ahırkapı’dan Sarayburnu’na doğru yürüyebilirsiniz. 1600 yıllık surların taş işçiliğine hayran kalırken karşınıza iki eser çıkacak. Mermerden yapılmış olan İncili Köşk Topkapı Sarayı’nın bir parçası olarak 1578’de inşa edilmiş. Hayatının sonlarına doğru Sultan III. Murad (1574-95) bu köşkten denizi seyredip müzik dinlerken, oradan geçen donanmaya ait gemilerden biri padişahın onuruna top atmış. Çıkan titreşimden tavanın bir kısmı III. Murad’ın üzerine düşmüş! İngiliz Kraliçesi I.Elizabeth’in Sultan III.Mehmed’e hediye olarak gönderdiği org da burada kullanılmış. Sahil Yolu üzerinde destek duvarları hala duran köşkü geçtikten sonra surların üzerinde göreceğiniz değişik şekilli tuğlalar, kemerler ve çerçeveler XII. yüzyıldan kalma St Savior Philanthropos (Bağışlayıcı Hz. İsa) Kilisesi’ne ait. Özellikle Ortaçağ’da Rus Hıristiyanlar kilisede mucizeler yaratan bir heykel olduğunu dile getirmişler. Rumlar da XIX. yüzyıla kadar burada bulunan bir ayazmayı ziyarete gelmişler.

NASIL GİDİLİR?
Sirkeci’den kalkan banliyö treninin ilk durağı Cankurtaran. Ayrıca Sultanahmet’ten de yürüme mesafesinde.

NE YAPILIR?
Her sene 5-6 Mayıs’ta Kalyon Otel’in yakınında, deniz kıyısında Hıdrellez kutlanıyor (www.hidrellez.org) . Balkan Çingeneleri’nin baharın gelişini kutlama geleneğine dayanan festivalde, ateşin üzerinden atlanır, kağıda yazılan dilekler gül dallarına bağlanır ve hepsinden önemlisi, yenilir, içilir ve harika müzikler eşliğinde eğlenilir.

BİLGİ

“Yazılarımı farklı tarihlerdeki ziyaretlerimin ardından kaleme aldım. Kaçınılmaz olarak güncel birçok bilgi içeriyor ama güncel demek bugünün dünyasında hız ve değişimin eş anlamlısı. Bu nedenle yazılarımı referans alıp seyahat planı yaparken değişken bilgileri  (tarihi mekanları ziyaret, yemek ve konaklama önerileri, ulaşım bilgileri vs.) kontrol etmeyi unutmayın. Ve siz de benim gibi “bilgi paylaştıkça güzel” felsefesine inananlardansanız, yazıları zenginleştireceğini düşündüğünüz detayları iletin. Yolunuz açık olsun, gezgin ruhunuz hiç yaşlanmasın!”
  • İstanbul

    Onda yaşamak yerine onu yaşamak gereken 7 tepeli şehrin; semtlerinden müzelerine, tarihinden camilerine kadar bilinen ve bilinmeyen köşeleri…

  • Türkiye

    Binlerce yıllık kültür hazinesi, medeniyetler beşiği topraklarımızı keşfetmek için kuzeyden güneye, doğudan batıya adım adım yolculuk…

  • Avrupa

    Yılın her dönemi ziyaret edilen ışıltılı başkentler, dünya hazinelerini saklayan müzeler, zarafet ve estetiği buluşturan kültürlerden izler…

  • Amerika & Avustralya

    Her zaman merak uyandıran coğrafyalar ve mesafelere aldırmadan gitmek isteyeceğiniz şehirler…

  • Asya & Afrika

    Doğa harikalarından kültür miraslarına, şaşırtıcı geleneklerden mimari başyapıtlara kadar sayısız hazine…

  • Özel Dosyalar

    Özel günlere ilişkin öneriler, ilginç konulara ilişkin yazılar, farklı coğrafyaları bir araya getiren karma konular…

Dede Efendi Kimdir?

İstanbul’da doğan ve bir dönem Eyüp’te yaşayan Dede Efendi ney öğrenimi gördü ve yüzlerce şarkı ile Mevlevi dervişleri için müzik besteledi. Babasından kalan hamamı satıp kendini müziğe verdi ama geriye Hamamizade lakapı kaldı. Eserleri Sultan III. Selim tarafından da çok beğenilen ve icra edilen Dede Efendi 1846’da Hac’ta iken koleradan öldü ve Mekke’ye gömüldü. Geriye de Gülnihal gibi çok sayıda eser kaldı.i

Yine bir gülnihal aldı bu gönlümü

Sim ten, gonca fem, bibedel ol güzel

Ateşin ruhleri yaktı bu gönlümü
Pür eda, pür cefa, pek küçük, pek güzel

Görmedim kimsede böyle bir dilruba
Böyle kaş, böyle göz, böyle el, böyle yüz

Aşıkın bağrını üzmeye göz süzer
El aman, pek yaman, her zaman, ol güzel. ne

Yazıyı paylaş :