DOLMABAHÇE SARAYI

DOLMABAHÇE SARAYI

Yazıyı paylaş :

Boğaziçi’nin Barok Güzeli

19.yüzyıl ortalarına gelindiğinde, Osmanlı hayatında Batı etkileri kendini ciddi bir şekilde göstermeye başlamış, Osmanlı padişahları Batı dünyasındaki herşeye takıntılı hale gelmişlerdi. Boğazın kıyısında görkemli bir saray yapılmasına karar verildiğinde Beylerbeyi, Çırağan, Yıldız gibi saraylarda yaşayan padişahlar, resmen olmasa bile fiilen, Topkapı Sarayı’nı çoktan terketmişlerdi bile. Avrupa saraylarının devasa boyutlarına ve gösterişli dekorasyonuna özenilerek yapılan sarayda uygulanan farklı süsleme sanatları da kendi türlerinin doruk noktası olarak gösteriliyordu.

Bizans Büyük Sarayı’na benzeyen Topkapı Sarayı’nın aksine, nispeten daha küçük binalardan oluşuyor Dolmabahçe Sarayı (pazartesi ve perşembe günleri kapalı, İngilizce veya Türkçe turlar rehber eşliğinde yapılıyor). İslami geleneğe göre biri devletin halka açık yüzünü, diğeri de sultanların özel hayatını gösteren iki bölümden oluşurmuş saraylar. İki kanada –harem ve selamlık- bölünmüş büyük bir ana bina ile bir çift daha küçük köşk ve çok geniş bir bahçeden oluşmasına rağmen, Dolmabahçe Sarayı, görünüş olarak Batılı saray tipine daha uygun gelir göze. Sultan Abdülmecid’in yeni sarayı farklı bir yere, Boğaz’ın kenarına yaptırmaya karar vermesi Osmanlı’nın geçmişle zihinsel bağını da büyük ölçüde kırdığının işareti olarak kabul edilir.

Sarayın adını bulunduğu yer belirlemiş; daha evvelce körfezmiş sarayın bulunduğu yer, sefere çıkan levendler buradan uğurlanırmış. I. Ahmet, İnönü Stadı’nın olduğu tepeden toprakları getirterek ilk olarak 1614 yılında doldurmaya başlamış denizi. Amaç Topkapı Sarayı gibi bir binalar kompleksi olan Beşiktaş Sarayı için bir park ve cirit alanı yaratmak olunca, Sultan II. Osman da denizi doldurma çalışmalarına devam etmiş. Sultan Abdülmecid buraya bir saray yapılması emrini verdiğinde kimse farkında olmasa da isim çoktan belliymiş bile.

Bugünkü Dolmabahçe Sarayı mimari eserleriyle ün salmış Balyan Ailesi’nden gelen Garabet ve Nikogos Balyan tarafından tasarlanmış. Çalışmalar 1843 senesinde başlamış. 1856 yılında tamamlandığı zaman ana binanın 285 odası, 43 salonu ve altı banyosu varmış. Saraya, misafirlerine denizden gelme imkanı da sunmak için 600 metre uzunluğunda bir rıhtım da yapılmış. Doğuda Kabataş’tan batıda Beşiktaş’a kadar uzanan kompleksin tümü ziyarete açık değil.

Son altı Osmanlı padişahı değişik sürelerde Dolmabahçe Sarayı ’nda yaşamış olmasına rağmen Sultan Abdülmecid güvenlik nedenlerinden ötürü Yıldız Sarayı’nda yaşamayı tercih etmiş. Burada yaşayan son imparatorluk ailesi üyesi ise 1924 senesinde sürgüne gönderilen sanatçılığı ile ünlü halife Abdülmecid Efendi

Sarayın iç dekorasyonu Paris Operası’nı da dekore eden Sechan isimli bir Fransıza ait. Burada her şey, Baccarat ve Bohemya kristalleri, Sevre ve Yıldız Porselenleri ve Hereke halıları, gözkamaştıran güzellikte. Kullanılan döşemelik ve perdelik kumaşların yerli malı olduğu saray, birçok yabancı devlet adamı ve imparatorun hediyeleriyle zaman içinde daha da görkemli bir iç dekorasyona kavuşmuş. İçerideyken İtalyan ve Fransız sanatçıların yaptığı tavan süslemelerine mutlaka dikkat edin; insanı büyülemek için yapılmışlar sanki. Padişah ortaya çıkan sonuçtan o kadar mutlu olmuş ki; Sechan’a parasını ödemekle kalmamış, bir de nişan vermiş. Ne yazık ki bu ihtişamın tadına rehberlerin hızı sayesinde tam olarak varamıyor, birçok detayı gözden kaçırıp istediğiniz eserleri doyasıya inceleyemiyorsunuz. Kısaca; Dolmabahçe Sarayı sadece bir ziyaretle “gördüm” denilebilecek bir mekan değil.

Sarayın saltanat kapısına doğru giderken yolunuz Sultan I. Abdülhamid için yapılan 27 metre yüksekliğinde, dört katlı saat kulesinden geçer. 1890’da Sarkis Balyan tarafından yapılan saat kulesinde farklı usluplar, neobarok ve ampir, bir arada kullanılmış. Kulenin köşelerinde iki katlı birer fıskiye ve zemin katın her yüzeyindeki kemer kavislerinin içinde iki termometre ve iki de barometre yerleştirilmiş. Süslü ikinci katta Sultan Abdülhamid’in tuğrasını görebilirsiniz. Üçüncü ve dördüncü kat süslemelerinin nispeten daha sade olduğu kulenin her yüzeyinde Fransız yapımı birer saat bulunur.

Kapılar
Sarayın muhteşem görünüşünün yanında sönük kalmayacak kadar görkemli yapılmış kapılar… Hatta hem kara hem de deniz tarafında ayrı birer dekorasyon öğesi gibi kullanıldıkları bile söylenebilir. Günümüz ziyaretçilerinin zamanın politikacıları ve memurları gibi saraya girmek için kullandığı, hasbahçeye açılan Saltanat Kapısı’nın azameti ise dillere destan; yerli ya da yabancı turistlerden önünde resim çektirmeyen neredeyse yok gibi.

Protokolde çok önemli olan Hazine Kapısı dışındaki diğer kapıları ise, Bendegn Kapısı Kuşluk Kapısı, Valide Kapısı ve Harem Kapısı. Geçmişte önemli misafirler deniz sefası yaparak da gelirlermiş saraya. Bu durumda kullanılan beş adet kapıdan ortada olanı Saltanat Deniz Kapısı olarak isimlendirilmiş. Mabeyni Hümayuna girmek isteyenler ise Vezir İskelesi Kapısını kullanırlarmış.

Sarayın Dış Cephesi
Barok mimari herkesin beğenisine uymaz, ancak Dolmabahçe Sarayı ’nın dış yüzeyini kaplayan beyaz mermerin özellikle deniz tarafından seyredildiği zaman oluşturduğu etki konusunda hemen herkes hemfikir. Saray binasının abartılı dış süslemeleri onu Topkapı Sarayı ’ndan ayırır; örneğin Topkapı’daki harem, içeride çok zengin dekore edilmesine rağmen dışarıdan son derece sadedir.

Selamlık (Yönetim Bölümü)
Ziyaretçiler, bahçedeki merdivenlerden çıkıp devasa Medhal (Giriş) Salonu’na girip orada içeri alınmayı beklerler. Dekorasyonda kullanılan 60 kollu İngiliz yapımı avize, harika bir Hereke halısı ve üzerinde parlak cam paneller olan şömine gibi pek çok görkemli detay, saraya ilk girişte iyi bir etki bırakmak ve imparatorluğun ihtişamını vurgulamak amacıyla kullanılmış. Salonun deniz tarafındaki odaları en üst düzey memurlara ayrılmış; parlamento üyelerinin ofisleri ise kara tarafında. Sadrazamın odası ise deniz tarafındaki girişin hemen yanında. Medhal (Giriş) Salonu 1928 yılında Atatürk’ün Osmanlıların kullandığı Arap harfleri yerine yeni Latin harflerini anlatmak için yaptığı toplantılara ve harf devrimi çalışmalarına mekan olmuş.

Girişin kara tarafında aynı zamanda bir halife de olan sultanların hac zamanı Mekke’ye göndermeyi planladıkları hediyeleri depoladıkları bir oda var. Sultanlar, yolculuk çok uzun sürdüğü için kendileri hiçbir zaman hacca gitmemişler, ancak her yıl altın yüklü bir deve konvoyu onların adına “Sürre Kafilesi” olarak yola çıkmış.  İtalyan sanatçı Stefano Ussi (1822-1901) tarafında yapılmış, Kahire’den yola çıkıp Mekke’ye giden kervanı çok olağanüstü bir canlılıkta anlatan “Sürre Alayı” isimli büyük bir tablo Medhal Salonu’nun ötesindeki katip odalarından birinde asılı. Bu tablo sarayın geniş sanat koleksiyonundaki en büyük tablo.

Tur, katiplerin kullandıkları odaları geçerek devam eder; padişahlar saraydan arabayla ayrılmak istedikleri zaman arka bahçeye açılan odaları, kayıkla ayrılmak istedikleri zamanda ön bahçeye açılan odaları kullanırlarmış.

Kristal Merdiven; bir protokol merdiveni. Adı kulağa çok sıkıcı gelebilir ama bir Bakara avizesinin altından geçerek çıkan bir çift merdiveni çevreleyen kristal korkuluklar Dolmabahçe Sarayı ‘ndaki en çarpıcı öğelerden biri. Merdiven, sizi sadece Medhal Salonu’ndan üst kata çıkarmakla kalmıyor, kristalden çıkan ışıkların içinizde çalan  müziğe eşlik etmesini de sağlıyor. Saltanat Merdiveni de denilen ve trabzanaları kesme kristal ile kaplanan merdiven sizi Süfera Salonuna ulaştırır.

Süfera (Sefirler) Salonu, adından da anlaşılacağı gibi gerçek bir protokuln hüküm sürdüğü bir mekan. Sultanlara hediyelerin verildiği, resmi toplantıların yapıldığı salonda sergilenen en ilginç hediyelerin başında Çar II. Nikolas tarafından verilen bir çift ayı postu geliyor. Salonun önündeki küçük bekleme odası özellikle Sultan Abdülaziz’in çok sevdiği bir sanatçı olarak sekiz kez İstanbul’a gelen Kırımlı ressam Ivan Konstantinovic Ayvazovski’nin (1817-1900) deniz manzaralı tablolarıyla dekore edilmiş. Bu tablolardan birinde Napolyon ile aralarında eşi İmparatoriçe Josephin, Kraliçe Marie Antoinette ve katil Charlotte Corday’inde olduğu farklı dönemlerde yaşamış 12 güçlü Avrupalı kadın resmedilmiş.

Süfera Salonu, duvarlarında Fausto Zonaro’nun Kaiser II. Wilhelm’in 1898 senesinde saraya gelişinde yaptığı harika tablosunun asılı olduğu bir koridorla Kırmızı Salona bağlanır. Oldukça sıkıcı bir görevi üstlenen, elçilerin sultanlara güven mektuplarını sundukları Elçi Kabul Odası, adını, dekorasyonunda ağırlıklı olarak kullanılan renkten almış. Kırmızının yanısıra, imparatorluğun gücünü vurgulamak ve zenginliğe dikkati çekmek için altın rengi ve altın varaklar da çok kullanılmış süslemelerde…

Sizi Süfera Salondan Kırmızı Salona getiren koridor, şehzadeler için ayrılmış bir çift odayı dolanarak harika geçme parke zemini ve üç bölümlü tavanı olan geniş Hünkar Odası’na ulaştırır. Burası özellikle Ramazan süresince dini törenler, düğün törenleri için kullanılır, merdiven boşluğuna kurulan orkestra da yapılan törene uygun müzikler çalarmış. Bir diğer adı da Arapçada anlamı “çift yüzlü = iki cepheli” olan Zülvecheyn olan salon, adını hem selamlık hem de hareme bağlantılı olmasında almış. Haremdeki kadınların selamlık bölümünde girmelerine müsaade edilen tek yermiş Zülvecheyn Salonu. Buradan bir kapı Halife Abdülmecidin Kütüphanesi’ne açılır; birçok deri ciltli kitabın yanısıra çok yetenekli bir sanatçı olarak da kabul edilen halifenin bir otoportresinin asılı olduğu bu boğaz manzaralı kütüphanede en dikkat çeken eşyalardan biri de Sultan II. Abdülhamid’in armasını taşıyan koltuk. Zülvecheyn Salonundan bir başka kapı da büyük bir piyanonun ve bir çift çellonun olduğu Müzik Odası’na açılır.

Tur, bir başka Fausto Zonaro eserinin, “Concubines Boarding A Boat” tablosunun bulunduğu küçük bir oturma odasından geçerek nefis bir hamama ulaşır; sultana ait bu hamamın duvarları ve zemini bal rengi yarı saydam Mısır alabasteri ile kaplanmış. Üç bölümden oluşuyor Hünkar Hamamı. Birinci bölüm dinlenme yeri, özellikle gün doğumu ve gün batımını tasvir eden tavan süslemeleriyle dikkati çekiyor. Sıcaklık ve soğukluk bölümlerindeki musluklar gümüşten. Selamlıktaki son oda, burada yaşamış son altı padişahtan dördünün; Sultan Abdülmecid’in, babası Sultan II. Mahmud’un, Sultan Abdülaziz’in ve Sultan V. Reşad’ın tablolarının yer aldığı “Memorial Room”. Duvarlarını Şeker Ahmet Paşa, Osman Hamdi Bey ve Fausto Zonaro’nun eserleri ile yine Zonaro’nun yaptığı 1453’de İstanbul’un fethini anlatan tablosu ve Fatih Sultan Mehmet’in dört portresinin süslediği koridor Muayede Salonu’nun etrafını dolanarak hareme gider. Koridora açılan pencerelerin görevi ise haremdeki kadınların dünyayla bağlantısını sağlamak ve aşağıda neler olup bittiğini görme imkanı vermek.

Koridor, padişahların eşlerini ve çocuklarını kabul ettiği, dekorasyonunun en göze batan özelliklerinden ötürü Kırmızı veya Kubbeli Oda olarak da adlandırılan Sultan’ın Kabul Odası’nda sona erer. Muayede Salonu dışında saraydaki tek kubbeli odadır bu salon ve dekorasyonunun ihtişamı ile haremin saraydaki gerçek yerinin ve öneminin altını çizer.

Ahşap bir kutunun içinde saklanan bir org ve Abdülmecid Efendi’nin kendisinin yaptığı eşinin portresi ile dekore edilmiş olan bir diğer kısa koridor saray kadınlarının dini bayramları kutlamak için biraraya geldiği muhteşem Mavi Salon’a açılır. Adını aldığı mavi rengin hakimiyetinde olan salon, altın varaklar ve kırmızı kristallerle daha da görkemli bir hale getirilmiş. Tavanını süsleyen manzara resimleri, dört mevsimi temsil eder. Salon ayrıca valide sultan ya da kadın efendi tarafından misafir devlet başkanlarını ağırlamak için de kullanılırmış ve yıllar geçtikçe bazı önemli erkek konuklar da burada ağırlanır olmuş. 1937 senesinde binaya eklenen asansör ile Atatürk’ün çalışma odasına çıkışı da kolaylaştırılmış. Bugün tarihle ilgilenen engelli vatandaşlara yardımcı oluyor.

Tur, daha sonra Dolmabahçe Sarayı ‘ndaki en önemli odalardan birinden geçer, Atatürk’ün 1938 yılında vefat ettiği odaya… Yatağı ebediyete kadar Türk bayrağı ile örtülmüş, saraydaki bütün saatler O’nun ölüm anında sonsuza kadar durdurulmuş. İlaçlarının durduğu dolabın da yerleştirildiği Atatürk’ün banyosu ise koridoru geçince tam karşıda.

Sonra tur sizi Pembe Salon’a götürür; bir zamanlar valide sultanın özel misafirlerini kabul ettiği ve önemli kutlamaları yaptığı oturma odasına. Saray halkı tarafından  “Valide Sultan Divanhanesi” olarak adlandırılan salona Boğaz’ın manzarasını seyretmek için o zamanlar çok az bulunan bir teleskop da kurulmuş. Hastalığının bir döneminde Atatürk’ün de kullandığı odada, Büyük Önder’in aradaki yolu yürümekte zorlanması üzerine, aynalı dolapların birinden banyoya açılan gizli bir kapı yapılmış. Tur; birkaç güzel odayı ve bir diğer hamamı geçerek Sultan Abdülaziz’in yatak odasını da görebileceğiniz Mavi Oda’ya geri getirir sizi. Lale şeklinde kırmızı kristal mumluklar ve altın varaklarla süslenmiş, saraydaki en güzide örnekler arasında sayılan muhteşem bir başka avizenin aydınlattığı Halife Merdiveni ile zemin kata ve baş hizmetçi tarafından korunan haremin girişine inilir. Bu odanın misafir odaları kadar süslü döşenmiş olması bu pozisyonun önemini anlatır.

Tur sizi daha sonra bir zamanlar sultanın hizmetkarlarının yemek odası olan ama bugün saray koleksiyonundan bazı cam, porselen ve gümüş eşyaların sergilendiği odaya yönlendirir. Sergideki belki de en şakacı obje, deri ciltli kitap gibi durduğu için içine konacak içkiyi ustaca saklayan sürahi setidir.

İlk görenlerin şaşkınlık ve hayranlık dolu nidalarına engel olamadığı bir yerdir turun son durağı olarak geldiğiniz Muayede Salonu. Mabeyn ve harem arasında yer alan bu salonun devasa kubbesi sadece Dolmabahçe Sarayı ’nın değil dünyanın en büyük kubbeli mekanları arasında kabul edilir. Sarayın dışından bakıldığında görülmeyecek şekilde yapılmış 36 metre yüksekliğinde ve 24 metre çapındaki kubbe 56 sütunla desteklenir. Yaklaşık 2000 metrekarelik salonun dekorasyonunda 124 metrekarelik bir Hereke halısı da kullanılmış. Kurulması üç ay sürmüş, Bohemya kristalinden 4,5 tonluk 664 ampul taşıyan avize İngiltere Kraliçesi Viktorya’nın hediyesi. Buranın ısıtılması tüm sarayınkinden farklı bir sisteme sahip; ısıtılan havanın bodrumdaki gözenekli sütunlardan içeri verilmesi ile ortamın sıcaklığının 20 derecede tutulması sağlanıyor. Devasa salonun ısınabilmesi için merkezi ısıtma sisteminin üç tam gün çalışması gerekiyormuş.

Salon Ramazan Bayramı’nın da dahil olduğu tüm önemli imparatorluk kutlamaları için kullanılmış. O zamanlarda padişahın 250 kg. ağırlığındaki muhteşem tahtı Topkapı’dan buraya getirilir ve batı duvarının karşısına kurulurmuş. Büyükelçiler diğer konuklarla birlikte solda ve ailenin kadınları da sağda yüzleri ona dönük galeride sıralanırlar; sultanın üstündeki alan ise, onun üzerinde sadece Allah’ın olabileceğini göstermek amacıyla boş bırakılırmış.

Bu odada birçok önemli olay yaşanmış. 1876 senesinde Sultan V. Murad’ın tahta çıkma töreni Topkapı yerine burada yapılmış. 1877’de ilk Osmanlı parlamentosu da burada toplanmış. Atatürk 1927 senesinde cumhurbaşkanı olarak ilk kez geldiği İstanbul’da yaptığı konuşmanın hat sanatçısı Emin Barın tarafından yazıldığı levha yine bu salonda sergilenmekte.

Harem

Muayede Salonu aynı zamanda sarayın kamuya açık kısmı ve sultanın ailesinin yaşadığı özel alanın ayrılma noktasını da işaret eder. Ziyaretçiler bugün hareme girerken arka taraftaki ayrı bir kapıyı kullanırlar.

Dışardan ne kadar Batılı görünürse görünsün içerdeki yaşam Topkapı’da olanın bir benzeri aslında; Valide Sultan’ın en tepede olduğu hiyerarşik düzende kadınlar hala beyaz veya zenci hadımağalarının gözetimi altında yaşamışlar.

Haremde tur, tavanındaki pervazları İstanbul’dan manzara resimleriyle süslenmiş Giriş Salonu’ndan başlar. Buradan ilk kata çıktığınızda, dini bayramların ve sultan çocuklarına ait özel günlerin kutlandığı İmparatorluk Kadınları Salonu’na varmadan önce birkaç küçük oda geçersiniz. Odanın dekorasyonuna dikkat edin; muhteşem olmakla birlikte selamlığınkiyle kıyaslandığında bir adım geride kaldığını fark edeceksiniz. Aynı şey İmparatorluk Kadınları Hamamı için de geçerli, selamlıktaki alabaster mermeriyle döşeli sultan hamamı hiçbir şeyle kıyaslanamaz güzellikte.

Tur nispeten daha az eşya ile döşenmiş İmparatorluk Kadınları Salonu’ndan geçerek Valide Sultan’ın kullandığı ayçiçeği ve Japon motifleriyle süslü Japon Salonu’ndan devam eder. Hemen yanındaki oda, Sultan Abdülaziz’in annesi Pertevniyal Valide Sultan için Fransız tarzı krem lake döşenmiş Valide Sultan Yatak Odası. Burayı değişik tarzlarda döşenmiş misafir odaları takip eder; kimin de taht benzeri yataklar kimilerinde ise demir kafesli yataklar kullanılmış. Sonra İmparatorluk Kadınları Salonu’na geri döner tur ve haremdeki üst düzey kadınlara verilen odalar görülür; bu odaların tipik özellikleri arasında bir piyanonun ve oturma yerinin bulunduğu lobinin olması, lobininse küçük bir yatak odası, oturma odası ve banyoya açılması sayılabilir. Osman Hamdi Bey’in “Saçlarını Tarayan Genç Kız” tablosunu da görebileceğiniz odadan önce baş hizmetkarın kullandığı odaya oradan da bir diğer gözdenin dairesine geçersiniz.

Tur tekrar İmparatorluk Kadınları Salonu’na geri döndüğünde şehzadelerin sünnetten sonra dinlendirildiği ve misafirlerin iyi dileklerini kabul ettikleri Sünnet Odası’na da göz atma imkanı verir. Ayrıca, binadan ayrılmak için Giriş Salonu’na dönmeden çocuk oyun odasında Sultan Abdülmecid’in torunu İbrahim Tevfik Efendi’nin fotoğrafını da görebilirsiniz.

Camlı Köşk
Birçokları için Domabahçe Sarayı ‘nın en özel bölümüdür Camlı Köşk; padişahların resmi geçitleri izlediği ya da dinlenmeye çekildiği köşk iki salon ve camekanlı bir seradan oluşur. Dolmabahçe Sarayı ’nın dışa açılan penceresi olarak da nitelendirilen Camlı Köşk’teki ilk salon, daha sonra geçilecek olan ana salona göre oldukça mütevazi dekore edilmiş. Ana salon ise, Hereke dokumalarının kullanıldığı oturma gurubu, sesinden çok görüntüsüyle dikkatleri toplayan kristal piyano ve kristal tabure, imparatorluğun ihtişamını yansıtma görevini üstlenmiş sanki. Tavan süslemelerinde görülen çarpıcı hayvan figürleri padişaların ava olan ilgisini yansıtması bakımından da önemli. Adını aldığı camekanlı bölümde ise ilk olarak ortadaki fıskiyeli kristal çeşme ziyaretçilerin gözlerini kamaştırıyor. Cam bölümdeki kuş desenli şömine içerdeki şömineyle sırt sırta yapılarak aynı bacayı kullanması sağlanmış. Dikkati çeken dekorasyon öğeleri arasında ayaklı şamdanları ve bronzdan yapılıp altın yaldız ve incilerle süslenmiş balık havuzlarını saymadan geçmeyelim.

Bahçeler
Dolmabahçe Sarayı ‘nın yapılması için, Beşiktaş ve Karabli bahçeleri arasındaki bölge doldurulduğu için çok geniş bir yeşil alan elde edilmiş. Özellikle yaz aylarında özellikli bir güzelliğe kavuşan saray bahçeleri, ustaların sanatlarını sergilemek için yarıştığı alanlar haline gelmiş. Hazine Kapısı ve Saray girişi arasındaki Hasbahçe, Mabeyn Bahçesi ya da Selamlık Bahçesi olarak da adlandırılır zaman zaman. Deniz tarafındaki bahçeler de İstanbul’da pek rastlanmayan, egzotik bitki türleri ile süslenmiş Hasbahçe’nin devamı sayılırlar. Ortasındaki kuğularla süslü, mermer oymacılığı bir dantel kıvamında olan havuz zerafet ve ihtişamı birlikte sunan ender yapıtlardan. Deniz tarafındaki tarhlara yerleştirilmiş mermer arslanlar imparatorluğun gücünü mü, yoksa padişahların av sevdasını mı sembolize ediyor, yorum sizin.

Muayede Salonu’nun kara tarafında yer alan Kuşluk Bahçesi ise iki tarafındaki Hasbahçe ve Harem Bahçesi’nden yüksek duvarlarla ayrılıyor. Adını Sultan Reşad’ın dinlenmek için yaptırdığı Kuşluk köşkünden alan bahçe, daha çok gölge veren veya manolya gibi çiçekli ağaçların tercih edildiği sarayın eski Türk bahçeleri tadında düzenlenmiş tek bahçesi. Sadece mermerden yapılmış hayvan figürleri değil bahçeleri süsleyen, aralarında tavus kuşları, gine ördekleri, sülünler, papağanlar ve muhabbet kuşları gibi kümes hayvanları selvi ve çınar ağaçları arasında gezinirken sarayın keyfini çıkarıyorlar. Havuzu ve geometrik düzenlemesiyle dikkati çeken  Harem Bahçesi, Haremin kara bölümünde bulunuyor. Hareme girişin yakınındaki küçük kafe bahçenin keyfini sürmek isteyenlere hizmet veriyor.

Şehzadeler Bölümü
Dolmabahçe Sarayı ‘nın Beşiktaş tarafındaki kapılarına bir göz atın, bugün Resim Heykel Müzesi’ne ev sahipliği yapan tamamen ayrı bir binanın girişini göreceksiniz. Müze; 1937 yılında İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’ne (bugünkü Mimar Sinan Üniversitesi) bağlı olarak Atatürk’ün emriyle kurulmuş. Ampir, barok ve rokoko tarzlarının karışımıyla 1856 yılında Balyanlar tarafından Veliaht dairesi olarak yapılan bina, Türkiye’nin ilk güzel sanatlar müzesini barındırmanın da onurunu taşıyor.

Dolmabahçe Camii
Camiinin yapımına Sultan Abdülmecid’in annesi Bezmi Alem Valide Sultan başlamış. Onun ölümü üzerine Sultan Abdülmecid tarafından 1855 senesinde tamamlanmış. Tasarımı Garabet Balyan’a ait camiinin asıl adı Bezmialem Valide Sultan ama saraya yakınlığından ötürü Dolmabahçe Camii denmiş. İki ince minaresi olan camiinin en dikkat çeken özelliği ise kubbesini dört taraftan destekleyen pencereli devasa tonozları. O güne kadar denenmemiş dairesel düzendeki devasa pencereleri boğazdan ışığın içeri girmesini ve böylece iç mekanın muhteşem görünmesini sağlamak üzere yapılmışlar. Tüm selatin camiilerinde görülen avlu ve sebil ne yazık ki yol genişletme çalışmalarına kurban verilmiş. Barok bir iç dekorasyona sahip camii 1956-60 yılları arasında Deniz Müzesi olarak kullanılmış, ancak 1967 yılında onarılarak tekrar ibadete açılmış.

Beşiktaş Stadyumu (İnönü) 
Caddeyi geçer geçmez Beşiktaş futbol takımının evi olan büyük stadyumu göreceksiniz. 1947 senesinde inşa edilen ve 32 bin seyirci kapasiteli stadyumda, tutkulu “Kara Kartal” hayranları için bir de küçük müze var. Brezilyalı futbol efsanesi Pele, “İnönü’nün dünyadaki en harika manzaralı futbol stadyumu olduğunu” söylemiş. Burası oturduğunuz yerden hem maçı hem de iki kıtayı seyredebileceğiniz tek stadyum.

NASIL GİDİLİR?
Dolmabahçe Sarayı Kabataş’taki tramvay durağı ve otobüs-vapur kavşağından beş dakikalık bir yürüyüş mesafesinde.

BİLGİ

“Yazılarımı farklı tarihlerdeki ziyaretlerimin ardından kaleme aldım. Kaçınılmaz olarak güncel birçok bilgi içeriyor ama güncel demek bugünün dünyasında hız ve değişimin eş anlamlısı. Bu nedenle yazılarımı referans alıp seyahat planı yaparken değişken bilgileri  (tarihi mekanları ziyaret, yemek ve konaklama önerileri, ulaşım bilgileri vs.) kontrol etmeyi unutmayın. Ve siz de benim gibi “bilgi paylaştıkça güzel” felsefesine inananlardansanız, yazıları zenginleştireceğini düşündüğünüz detayları iletin. Yolunuz açık olsun, gezgin ruhunuz hiç yaşlanmasın!”
  • İstanbul

    Onda yaşamak yerine onu yaşamak gereken 7 tepeli şehrin; semtlerinden müzelerine, tarihinden camilerine kadar bilinen ve bilinmeyen köşeleri…

  • Türkiye

    Binlerce yıllık kültür hazinesi, medeniyetler beşiği topraklarımızı keşfetmek için kuzeyden güneye, doğudan batıya adım adım yolculuk…

  • Avrupa

    Yılın her dönemi ziyaret edilen ışıltılı başkentler, dünya hazinelerini saklayan müzeler, zarafet ve estetiği buluşturan kültürlerden izler…

  • Amerika & Avustralya

    Her zaman merak uyandıran coğrafyalar ve mesafelere aldırmadan gitmek isteyeceğiniz şehirler…

  • Asya & Afrika

    Doğa harikalarından kültür miraslarına, şaşırtıcı geleneklerden mimari başyapıtlara kadar sayısız hazine…

  • Özel Dosyalar

    Özel günlere ilişkin öneriler, ilginç konulara ilişkin yazılar, farklı coğrafyaları bir araya getiren karma konular…

10 Kasım 1938

10 Kasım 1938 tarihinde 9.05’de Atatürk Dolmabahçe’de vefat ettiğinde sarayın tüm saatleri sonsuza kadar O’nun ölüm saatini göstermeye başladılar. Naaşı Muayede Salonunda üç gün boyunca katafalka kondu.

Zamanınızı ayarlayın!

Selamlığın gezisi için 1 saat ve Harem gezisi için de 25 dakika ayırın. Maalesef, bahçeye girmek için uzun bir bilet kuyruğunda beklemek zorundasınız. İstediğiniz dildeki tura katılabilmek içinde ikinci bir kez daha beklemek zorunda kalabilirsiniz.

Saray Tabloları

Dolmabahçe Sarayı, aralarında saray ressamı Fausto Zonaro, deniz resimlerinde uzman Ivan Konstantinovic Ayvazovski, doğubilimci-arkeolog Osman Hamdi Bey ve hat sanatçısı-ressam Abdülmecid Efendi’nin eserlerinin de olduğu 500 kadar tablo içeren bir koleksiyona sahip. Rehberli turların çok hızlı olmasından ötürü bu başyapıtları yeterince görememek çok üzücü.

Yazıyı paylaş :