FATİH

FATİH

Yazıyı paylaş :

Şehrin En Eskilerinden
Tarihi Yarımada’daki en eski yerleşimlerden olan Fatih, kurulduğu tepenin üstünden seyreder Boğaz ve Haliç’i. Semt; henüz 21 yaşındayken İstanbul’u Bizanslılardan aldığı için “Fatih” olarak anılan II. Mehmed’in adını almış. Bugün muhafazakarlığı ile anılıyor.

Fatih ilk kez geliyorsanız şaşırtacak sizi; Roma döneminden beri ana cadde olma özelliğini koruyan Fevzi Paşa Caddesi’nin iki tarafı çok sayıda gelinlik satan dükkanla dolu. Zannedersiniz ki semt sakinleri kafayı evliliğe takmış! Biraz içlere Haliç tarafına yürüdüğünüzde varacağınız Çarşamba’da ise görünüm farklı; Kadınların çoğu kara çarşaf giyerken, erkekler kalın çember sakalları ve cüppeleriyle dolaşıyorlar. Semtteki en önemli eserlerden biri olan Fatih Camii’nin özelliği, külliyesinde İstanbul’daki ilk medresenin açılmış olması. Etrafındaki bölgeye adını vermiş olan Bizans sütunu Kıztaşı, Hz. Muhammed’in hırkasının olduğu Hırka-i Şerif Camii ve daha pek çok eseri sindire sindire gezin; insanoğlunun hayatında dinin ve sanatın ne kadar iç içe geçtiğini anlatacaklar size…

Fatih Camii
İstanbul’un ilk selatin (sultan) camii ve külliyesi, içinde 16 medrese, misafirhane, hastane, aşevi, kütüphane barındırmış. 1453’de şehrin fethini takiben birçok Bizans imparatoru ve ailesinin de gömülü olduğu Havariler Kilisesi’nin kalıntıları üzerine yapılmış. Külliyeyi saran sağlam duvarlarından ötürü çok iyi korunan kale görünümündeki camiyi, Atik Sinan isimli mimar tasarlamış. 1766’daki depremde çok zarar görmüş ve 1767 – 1771 yılları arasında Mehmed Tahir Ağa tarafından barok üslubunde yeniden yapılmış. Orijinal camiden geriye avlunun, giriş kapısının, mihrabın ve minarelerin alt tarafının bir bölümü kalmış, külliyenin de bir kısmı yıkılmış. Sadece sekiz medrese ve XVIII. yüzyıl Carullah Efendi Kütüphanesi günümüze ulaşabilmiş. Bir zamanlar külliyede 1000 kadar öğrenci eğitim görüyormuş. Caminin bir özelliği de ilk Türkçe ezanın 1932’de burada okunmuş olması.

Restore edilen Tabhane’nin (derviş misafirhanesi) 20 kubbesi Havariler Kilisesi’nden alınan sütunlarla desteklenmiş. Tabhane’nin karşısında, barok Nakşidil Valide Sultan Türbesi yer alıyor. I. Abdülhamid’in eşi Nakşidil Sultan’ın İmparator Napolyon’un eşi Jozefin’in kuzeni olduğu ve Cezayirli korsanlar tarafından kaçırıldığı söylentiler arasında. Bu yüzden, XIX. yüzyılın başlarında Fransızları destekleyen politikaların da mimarı olarak kabul ediliyor. Cami 2009’da restore edildi.

Fatih Türbesi
Fatih Sultan Mehmed, adını taşıyan caminin arkasındaki harika bir türbede yatıyor. Giderseniz Sultan’a saygılarını göstermek için buraya gelip Kuran’dan bölümler okuyan insanları görebilirsiniz. Tahta yeni çıkmış padişahların Eyüp’teki camiyi ziyaret ettikten sonra Fatih’in büyüklüğünden bir nebze olsun edinebilmek umuduyla buraya gelmeleri bir gelenekmiş.  Fatih Sultan Mehmed’in eşi Gülbahar Sultan hemen yan tarafta, daha mütevazı bir türbede gömülü.

Türbeler
Birçok ünlü tarihi şahsiyetin gömülü olduğu, Fatih Camii’nin türbelerinde göreceğiniz Osmanlı mezartaşı koleksiyonu Eyüp’tekiler kadar ihtişamlı. Bu tarihi kişiler arasında, 1877’de Rusların beş aylık Bulgaristan/ Plevne kuşatmasından sağ çıkmış, her iki tarafın da kahraman gözüyle baktığı, büyük Osmanlı komutanı Gazi Osman Paşa da (1832-1900) var. İstanbul’da ölen Paşa’nın türbesi, günümüzde Sirkeci’deki Legacy Ottoman Hotel’e ev sahipliği yapan muhteşem binanın da mimarı olan Kemaleddin Bey tarafından inşa edilmiş. Burada tarihçi ve devlet adamı Ahmed Cevdet Paşa (1865-1935), gazeteci ve yazar Ahmed Mithad Efendi (1844-1912) de yatmakta. Mimar Atik Sinan ise Edirnekapı’daki Kumrulu Mescid’de gömülü. Buradaki kitabede, camiyi tamamladıktan bir yıl sonra idam edildiği yazılı. Osmanlı seyyahı Evliya Çelebi anılarında, cami bittiğinde Aya Sofya ile kıyaslandığını ve onun kadar yüksek olmadığı görüldüğünde Mimar Atik Sinan’ın ellerinin kesildiğini yazmış. Ne kadar inanılır bilinmez ama bir rivayete göre; Atik Sinan bunun üzerine Fatih Sultan Mehmed’i kadıya şikayet etmiş, kadı tarafları dinledikten sonra padişahın haksız olduğuna hükmedip, mimara yüklüce bir para cezası ödemesine karar vermiş. Rivayet Fatih’in bu cezaya itirazsız uyduğunu söylüyor. Türbeler özellikle güllerin açtığı dönemde çok güzel oluyor.

Millet Kütüphanesi
Camiden Fevzi Paşa Caddesi’nin diğer tarafına geçince ulaşacağınız Millet Kütüphanesi, Diyarbakır doğumlu bir gezgin ve kitapsever olan Ali Emiri Efendi (1857-1924) tarafından kurulmuş. Tarihi 1700’lere dayanan eski Feyzullah Efendi Medresesi’nin ev sahipliği yaptığı kütüphane, 2008’de tamamen restorasyondan geçti. Çeşmeler ve palmiyelerle süslü zarif avlusu medreseye çıkan merdivenlere bakıyor. Medresedeki iki kubbeli dershaneler ciddi bir koleksiyonu barındırıyor. Yaklaşık 7.000 el yazması ve 20.000 kitaplık bir koleksiyonun içinde, değerli hatlar, fermanlar ve beratların yanı sıra,  ilk basımlar ya da nadir rastlanan Arapça kitaplar da bulunuyor. Buradaki en önemli parçalardan biri ise XI. yüzyılda el yazması olarak Bağdat’da hazırlanan ilk Türkçe sözlük olan Divan-ı Lügati’t Türk. Kaşgarlı Mahmud’un eseri sadece sözlük değil, Türk tarihine de ışık tutan bir eser ve dünyada tek nüsha halinde. Giriş ücretsiz ama girerken çantanızı bırakmanız gerekiyor.

Kıztaşı
Fatih Camii’nden kısa bir yürüyüşle, Kıztaşı Caddesi’nde granitten yapılmış bir Bizans sütununun olduğu meydana gelirsiniz. Adını üstündeki kanatlı Yunan zafer tanrıçası Nike’nin heykelinden alan eser, İmparator Marcian (450-57) için yapılmış ve asıl adı Marcian Sütunu. Üzerindeki yazıtlardan Tatianus Decius’un çalışması olarak belirtilen sütunun üstünde ilk yapıldığında imparatorun heykeli varmış, ancak 1204’de Venedikliler tarafından çalınmış, şu anda İtalya’da, Bari’de olabileceği düşünülüyor.

Eskiden önünden geçenlerin bakire olup olmadığını bilen, şu anda kayıp olan Venüs Sütunu varmış. Bakireler geçtiğinde hafifçe yana eğilirmiş! Adından ötürü, Kıztaşı bazen Venüs Sütunu ile karıştırılıyor. İstanbul’da günümüze ulaşan dört Bizans sütunundan biri Kıztaşı, diğerleri ise Çemberlitaş, Gülhane Parkı’ndaki Gotlar Sütunu  ve Cerrahpaşa’daki Arcadius Sütunu’dur.

Amcazade Hüseyin Paşa Camii

Fevzi Paşa Caddesi’nden Karagümrük’e doğru ilerlerseniz Eski Saraçhane Sokağı sapağına varmadan Dülgerzade Camii’ni göreceksiniz. Burada ayrıca bakımsız ama çok güzel bir cami var; Amcazade Hüseyin Paşa Camii, medresesi, mescidi, kütüphanesi, çeşmesi ve sebiliyle hala bir külliye görünümünde. II. Mustafa’nın 1697’den 1702’ye kadar sadrazamlığını yapan, şehrin en zengin ve en seçkin ailelerinden olan Köprülülerden Hüseyin Paşa için yapılmış. Boğaz’daki en eski yalı da Paşa’nın adını taşıyor. Hesapta bina Türk Yapı Müzesi’ne ev sahipliği yapıyor. Müzeyi açık bulursanız bize de haber verin.

Fatih Heykeli’nin tam karşısında ana cadde üzerinde küçük bir park var arkasında da Ayios Polieuktos Kilisesi’nin kalıntıları yer alıyor. Son Batı Roma İmparatoru Anikius Olybrius’un kızı (430-72) Anikla Juliana için inşa edilmiş. Parkta dağınık halde duran eski sütunlar ve parçaları muhtemelen bu kiliseye aitmiş

Parkın tam karşısında Bozdoğan Su Kemeri’nin önünde, I. Ulusal Mimari akımının son zamanlarda restore edilmiş iki çarpıcı örneği var; eski Fatih Belediyesi ve İtfaiye binaları. Her ikisinin de tarihi 1914’e uzanıyor ve Kostantinos Kiriakidis tarafından inşa edilmişler. Ayrıca İtfaiye bünyesindeki Kont Szchen İtfaiye Müzesi’ni de ziyaret edebilirsiniz. Önlerinde de 1916’da Vedat Tek tarafından yapılan Hava Kuvvetleri Şehitleri Anıtını görebilirsiniz.

Kont Szchen İtfaiye Müzesi
İtfaiye Caddesi No: 9 Fatih
Tel:0212 635 71 74

Cumartesi ve Pazar günleri dışında 08:30-16:30 saatleri arasında ziyarete açık.

Kont Odön Szechenyı, 1871 yılındaki büyük İstanbul yangınında İtfaiye teşkilatını yapılandırmak amacıyla Sultan Abdülaziz tarafından Macaristan’dan getirtilen bir soylu. İtfaiye teşkilatını yapılandırdıktan sonra “paşa” unvanıyla taltif edilmiş. Müzede yaklaşık 200 yıl öncesine kadar İstanbul’da kullanılan yangın söndürme aletleri, tulumbalar gibi yangın söndürme ekipmanları ile tulumbacı ve İtfaiyeci kıyafetleri sergileniyor.

Hırka-i Şerif  Camii
Bu zarif cami o dönemin Batı tarzını yansıtır şekilde inşa edilmiş. 1851’de Sultan  I. Abdülmecid tarafından 1851 yılında Yemen’de yaşayan sofu bir dindar Veysel Karani’nin elindeki Hz. Muhammed’in hırkası için yaptırılmış.

1611’de Sultan I. Ahmed küçük bir odada muhafaza edilen hırkayı İstanbul’a getirmiş. Bugün, diğer kutsal emanetler caminin karşısındaki küçük binada sergileniyor. Hırka, ise caminin içindeki bir bölümde muhafaza ediliyor ve her Ramazan ayının ilk Cuma gününden son gününe kadar ziyarete açılıyor. Karani soyundan gelen biri ilk Cuma kapıyı ziyaretçilere açıyor. Bu hırkayı Topkapı Sarayı’nda Kutsal Hazineler Dairesi’nde sergilenen Hırka-i Saadet ile karıştırmayın.

Eğer camiye Fevzi Paşa Caddesi’nden gelirseniz, Mesih Mehmed Paşa Camii’nin güzel avlusundan geçersiniz. Bu cami 1585-6 da muhtemelen Mimar Sinan tarafından yapılmış. Türbenin banisi 90 yaşında III. Murad’ın sadrazamı olan Mesih Mehmed Paşa. Abdest alınacak şadırvanın olmasını beklediğiniz yerde Paşa’nın türbesi var, çeşmeler avluyu çevreleyen revakların iç kısmında bulunuyor. Dikdörtgen yapıda olan caminin özellikle mihrap ve minberindeki sanatçılığa dikkat edin.

ALIŞVERİŞ
İsteseniz bile bundan daha sıradan bir bina ve bundan daha komik bir isim bulamazsınız. Horhor Bit Pazarı, Kıztaşı yakınındaki Horhor Caddesi üzerinde. Bir binanın yedi katına yayılmış antika hazineleri saklıyor. Buradan alacağınız lambalar Kapalıçarşı’dakilerle boy ölçüşebilecek güzellikte.

NASIL GELİNİR?
Fatih Camii’ne gelmek için Eminönü’nden 31E, 446E veya 38E no’lu otobüslere binebilirsiniz. Taksim’den kalkan 32T de buraya geliyor.

BİLGİ

“Yazılarımı farklı tarihlerdeki ziyaretlerimin ardından kaleme aldım. Kaçınılmaz olarak güncel birçok bilgi içeriyor ama güncel demek bugünün dünyasında hız ve değişimin eş anlamlısı. Bu nedenle yazılarımı referans alıp seyahat planı yaparken değişken bilgileri  (tarihi mekanları ziyaret, yemek ve konaklama önerileri, ulaşım bilgileri vs.) kontrol etmeyi unutmayın. Ve siz de benim gibi “bilgi paylaştıkça güzel” felsefesine inananlardansanız, yazıları zenginleştireceğini düşündüğünüz detayları iletin. Yolunuz açık olsun, gezgin ruhunuz hiç yaşlanmasın!”
  • İstanbul

    Onda yaşamak yerine onu yaşamak gereken 7 tepeli şehrin; semtlerinden müzelerine, tarihinden camilerine kadar bilinen ve bilinmeyen köşeleri…

  • Türkiye

    Binlerce yıllık kültür hazinesi, medeniyetler beşiği topraklarımızı keşfetmek için kuzeyden güneye, doğudan batıya adım adım yolculuk…

  • Avrupa

    Yılın her dönemi ziyaret edilen ışıltılı başkentler, dünya hazinelerini saklayan müzeler, zarafet ve estetiği buluşturan kültürlerden izler…

  • Amerika & Avustralya

    Her zaman merak uyandıran coğrafyalar ve mesafelere aldırmadan gitmek isteyeceğiniz şehirler…

  • Asya & Afrika

    Doğa harikalarından kültür miraslarına, şaşırtıcı geleneklerden mimari başyapıtlara kadar sayısız hazine…

  • Özel Dosyalar

    Özel günlere ilişkin öneriler, ilginç konulara ilişkin yazılar, farklı coğrafyaları bir araya getiren karma konular…

Nakşidil Sultan

Osmanlı haremiyle ilgili anlatılan en fantastik hikayelerden biri Sultan I. Abdülhamid’in eşi ve Sultan II. Mahmud’un annesi Nakşidil Sultan’a ait. XVIII. yüzyılın sonlarında, Martinikli bir plantasyon sahibinin kızı olan 11 yaşındaki Aimee du Buc de Rivery, Fransa’daki okulundan Karayipler’deki bu adaya giderken kayboldu. Korsanlar tarafından kaçırılıp hareme satıldığı rivayet oldu. Maalesef bu bilgiyi doğrulamak mümkün değil, kaçırılan kızın 9 yaşındayken II. Mahmud’u doğurması gerekiyor. Yine de hakkında en az 174 roman yazıldı ve bazı filmler yapıldı. Nakşidil Sultan, oğlunu bir fırında saklayarak Yeniçerilerden kurtarmasıyla tanındı.

Yazıyı paylaş :