İstiklal Caddesi Bölüm-2

İstiklal Caddesi Bölüm-2

Yazıyı paylaş :

Grande Rue de Pera
Galatasaray Lisesi’ni geçip yokuştan yukarı doğru çıktınız, 19. yüzyıla ait binaların ev sahipliğindeki konsoloslukları geçtiniz; farkında mısınız, bir zamanlar “Grande Rue de Pera” denilen tarihi Pera yolunda yürüyorsunuz. İşiniz zor, çünkü elinizin çarptığı her binada, her duvarda tarih var. Aralarında St. Antuan’ın da olduğu birçok kilise, 19. yüzyıl sanat şahaserleri sayılan yapılar başınızı döndürdüğünde dinlenmek için sığınacağınız restoran ve kafelerin bile bir tarihi olduğunu öğrenmek şaşırtmasın sizi. Yolun sonunda, Tepebaşı’na (sy. 000) çıkan Tünel Meydanı’na varana kadar caddenin size anlatmak istediği o kadar çok şey var ki…Yeter ki siz ilgilenin, yeter ki siz dinlemek isteyin…

Galatasaray Meydanı
Galatasaray Lisesi ile İstiklal Caddesi arasındaki kısma verilen isim Galatasaray Meydanı… Yeni Çarşı Caddesi’nin İstiklal Caddesi’ni kestiği yerdeki bu küçük meydanda Cumhuriyet’in ellinci yılı anısına Şadi Çalık tarafından yapılan heykeli görebilirsiniz. Köşede, Yapı Kredi Kitabevi’nin hemen yanında yer alan Yapı Kredi Nedim Tör Müzesi, tarihten arkeolojiye çok geniş bir eserler yelpazesine ev sahipliği yapıyor, mazeretiniz yok; müzenin girişi ücretsiz.

Yolun karşısındaki Danışman Geçidi’nde rengarenk birkaç dükkanı geçip parke avluya çıktığınızda İstiklal Caddesi’nin zamana direnen çay bahçelerinden biriyle karşılaşırsınız.

St. Antuan Katedrali
Kilisenin ilk olarak 1763 yılında Osmanlı’nın hizmetinde çalışan ya da ticaretle uğraşan, ağırlığını İtalyan ve Fransızların oluşturduğu Katolik devletlerin vatandaşları için yaptırıldığı biliniyor. Kilise tramvay yapımı için yıkılınca, şu an gördüğünüz kırmızı tuğlalı bina, eskisinin yerine İtalyan mimar Giulio Mongeri (1875-1953) tarafından 1906 ve 1911 yılları arasında yapılmış. St. Antuan Katedrali’ni kırmızı tuğlalı binalar çevreliyor. Katedralin avlusuna bu altışar katlı, birbiriyle geçitle bağlanmış apartmanların arasından geçerek girerken başınızı kaldırıp baktığınızda balkonların tam da Romeo-Jülyetlik olduğunu görürsünüz. İstiklal Caddesi’nin ilk betonarme yapılarından olan binalar, katedrale gelir getirmesi için yapılmış.

Katedrale yakın olan Mısır Apartmanı’nın çatısı son zamanların en moda restoranı 360’a ev sahipliği yapıyor. Art Nouveau uslubundaki bina, Ermeni mimar Hovsep Kerovbei Aznavuryan (1854-1935) tarafından 1910 yılında Mısır Hidivi Abbas Halim Paşa’ya kış evi olarak yapılmış. Hidivin ölümünden sonra, bir sürede milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un da (1873-1936) oturduğu bina, şimdilerde apartman olarak kullanılıyor ve sanat galerileri ile bir tiyatroya ev sahipliği yapıyor.

Mısır Apartmanı’nın Yüzyıllık Öyküsü
1905 yılında Mısır Hidivi Abbas Halim Paşa’nın kışlık konağı olarak inşa edilen Mısır Apartmanı’nın Pera’nın sıra dışı tarihine koşut bir öyküsü var. Osmanlı döneminin ilk betonarme yapılarından biri olan binanın mimarı Hovsep Kerovbei Aznavuryan. İlk inşa edildiğinde dükkanlar, zemin ve 6 kattan oluşan konağın altıncı katı çamaşırhane teras olarak tasarlanmış. İnşaatı dört-beş yılda süren binanın projeleri Fransa’da gerçekleştirilmiş kullanılan malzemeler de Fransa’dan getirtilmiş.

Konak; Abbas Halim Paşa ölünce 1940’larda varisleri tarafından dönemin şeker krallarından Hayri İpar’a satılmış. Bu kez konağa Hollywood yıldızı Virginia Bruce ile evli olan Hayri İpar`ın oğlu Ali İpar yerleşmiş. Mısır Apartmanı İpar Ailesi’nin oturduğu yıllar boyunca bir dizi değişikliğe sahne olmuş. Binaya yedinci, sekizinci katlar eklenmiş, teraslar kapatılmış ve son iki kat Ali İpar tarafından ofis olarak kullanılmış.

Ne var ki Ali İpar’ın İstanbul’u terk ederek Brezilya’nın Rio kentine yerleşmesiyle Mısır Apartmanı 2000’li yıllara kadar sahipsiz kalmış. Bu yıllarda devreye giren Koray İnşaat Mısır Apartmanı’nın yüzde 70’ini satın alarak binanın tarihinde yeni bir dönem başlatmış.

Böylesi sıra dışı bir tarihe sahip bina, sahiplerine koşut olarak ışıltılı balolara, gösterişli davetlere de ev sahipliği yapmış doğal olarak… Diğer yandan da yüzyıllık tarihinde çok sayıda ünlü şahsiyet gelmiş geçmiş bu güzel binadan. Kimler mi bunlar!
Ünlü şair Mithat Cemal Kuntay’ın burada hayata veda ettiği biliniyor. “İstiklal Marş”ımızın şairi Mehmet Akif Ersoy da yaşamının son günlerini burada geçirmiş. Mısır Apartmanı ayrıca Fuat Şemsi İnan’a, Atatürk’ün dişçisi Yahudi asıllı Sami Günzberg’e de ev sahipliği yapmış. Atatürk’ün de dişçisinin muayenehanesinin burada bulunması dolayısıyla apartmana geldiği biliniyor.

Mısır Apartmanı bir dönem, İstanbul’un en önemli modacılarını da ağırlamış. Daireleri hem ev, hem atölye olarak kullanan dönemin ünlü kadın terzileri arasında Cemal, Nedret ve Lütfiye ile Canan Yaka ve annesi Mualla Hanım da bulunuyor. Safiye Ayla, Emel Sayın ve Muazzez Abacı gibi isimlerin de sık sık apartmandaki terzilerine geldiği biliniyor. Siyaset adamı Hüsamettin Cindoruk, halen apartmandaki dairesini avukatlık bürosu olarak kullanıyor. Cindoruk`un yaklaşık 50 yıldır apartmanın sakinlerinden olduğu bildiriliyor.

Tarihi Mısır Apartmanı günümüzde restoran, tiyatro, galeri ve lokallere ev sahipliği yapıyor.

Hollanda ve İtalyan Konsoloslukları
Demir kapıların ardına geçip bahçeye girdiğinizde, Aya Sofya’yı da (sy. 000) restore eden İtalyan mimarlar Gaspare ve Guiseppe Fossati tarafından 1855 yılında yapılmış, 19. yüzyıl sayfiye evinde bulursunuz kendinizi. Avluyu çevreleyen binaya, yaklaşık 400 yıl kadar önce, ilk Hollanda temsilcisinin evinin yerine yapıldığı için “Hollanda Sarayı” deniyor. Tom Tom Kaptan Sokak’ta yürümeye devam ettiğinizde, 1782 yılında Venedik Büyükelçiliği için yapılan son derece etkileyici bir köşke, Palazzo de Venezia’ya ulaşırsınız. 1744 yılında Casanova’nın sarayı ziyaret ettiği ve nispeten (!) daha muhazakar bir üç ay geçirdiği söylenceler arasında. 1797 yılında Venedik Cumhuriyeti’nin sona ermesiyle saray önce Avusturyalılar, sonra Fransızlar ve daha sonra tekrar Avusturyalılar tarafından devralınmış. 1919’da ise bir kez daha İtalyan Büyükelçiliği olan saray, büyükelçiliğin 1920’lerde ve 30’larda Ankara’ya taşınmasıyla İtalyan Konsolosluğu olmuş.

Santa Maria Draperis Kilisesi
Yola devam edildiğinde kısa bir süre sonra solda, 1904 senesinde mimar Guglielmo Semprini tarafından yapılan muhteşem Santa Maria Draperis Kilisesi’ne varırsınız. Girişteki kemerin üzerindeki, iki meleğin taşıdığı inci kabuğunda kollarını iki yana açmış Meryem Ana tüm ziyartçilerin dikkatini çekiyor. İlk olarak 1584 yılında yapılmış kilise ancak çıkan yangınlarda defalarca zarar gördükten sonra, bugünkü görünümüne 18. yüzyıl sonlarında kavuşmuş. Adını, yapıldığı araziyi bağışlayan Clara Bertola Draperis’ten alan kilisenin iç mekanındaki parıltılı atmosferin vitray camlardan ve yanan mumlardan kaynaklandığını da belirtelim.

Kilisenin az ilerisinde, çok sıkı korunan Rus Konsolosluğu’nu görürsünüz. Konsolosluğa ev sahipliği yapan bina, Fossati Kardeşler tarafından 1837 yılında inşa edilmiş.

Markiz Pastanesi
Biraz ilerde sağ tarafta, 1940 yılında açıldığı zamanda en az bugünkü kadar popüler bir pastane olan Le Bon’un yerini almış Markiz Pastanesine gelirsiniz. Le Bon mimar Edouard Le Bon tarafından açılmış. Alexandre Valluary duvarların dekorasyonu için, J. A. Arnoux tarafından Fransa’da yapılmış dört mevsimi simgeleyen Mucha tarzı muhteşem seramik panolari sipariş etmiş ancak maalesef yolculuğa sadece iki mevsim dayanabilmiş ve İlkbahar ile Sonbahar İstanbul’a ulaşabilmiş. Altınçağını yaşadığı dönemlerde Le Bon, aralarında yazar Namık Kemal ve reformcu şair Ziya Paşa’nın da (1829-1880) bulunduğu ünlü müdavimlerinin buluşma noktasıymış. Le Bon’u devralıp adını Markiz olarak değiştirdikten sonra Avedis Ohanyan vitray pencereleri ilave etmiş. Markiz 1977’de kapanmış ve 1990’lara kadar terk edilmiş olarak kalmış. Restore edildikten sonra 2003’te tekrar açılan Markiz, yeniden doğmuş. Son dönemde Markiz Pastanesi’nin, aynı dekorasyonla Robert’s Coffee’ye dönüştüğü pasajda, ayrıca çok sayıda mağaza ve dükkan bulunuyor.

Botter Evi
Zamanında Cadde-i Kebir (Büyük Cadde) denilen İstiklal Caddesi’ndeki bütün 19. yüzyıl binaları içinde belki de en güzeli, gözalıcı olanıdır Botter Evi. 1901 yılında Sultan II. Abdülhamid’in terzisi Hollandalı Jan Botter için Raimondo d’Aronco tarafından yapılan ve Art Nouveau akımının özelliklerini taşıyan bina, en güzel defilelere de tanıklık etmiş. Binanın dış yüzeyi, taştan yapılmış güller ve kadın başlarıyla süslenmiş ve bina ferforje balkonlarla dekore edilmiş. İç dekorasyonda kullanılan vitrayların çoğu ise maalesef bugün kırık. Asansör boşluğu ve trabzan korkuluklarının zarif işçilikleride bizzat d’Aronco tarafından tasarlanmış. Buna rağmen zaman Botter Evi’ne hiç de nazik davranmamış, restore edilme girişimleri ise sahibine ulaşılamadığı için sonuçsuz kalmış. Kısaca, sebep ne olursa olsun, değerini bilemediğimiz başyapıtlar listesinde yerini almış Botter Evi.

Kısa bir yürüyüşle, 1869 yılında Avusturyalı mimar Pulgher tarafından tasarlanan ve geniş bir bahçenin içinde yer alan İsveç Konsolosluğuna varacaksınız. Karşısında ise  Rus Büyükelçiliğine de ev sahipliği yapmış Narmanlı Han var. 1940’larda burası kitabevleri ve antikacı dükkanları ile aralarında Ahmet Hamdi Tanpınar’ın da (1901-62) bulunduğu yazar ve parlamenterlerin popüler buluşma noktasıymış. Bugün, terk edilen avlusunda birçok kediye ev sahipliği yapıyor.

Hollanda Büyükelçiliği’ni geçtiğinizde Mudo Pera’ya gelirsiniz. Herhangi bir şey satın almak istemiyorsanız bile, içeri girip, cam ve tahtadan oluşan gözalıcı Art Nouveau dekorasyonun tadını çıkarın.

BİLGİ

“Yazılarımı farklı tarihlerdeki ziyaretlerimin ardından kaleme aldım. Kaçınılmaz olarak güncel birçok bilgi içeriyor ama güncel demek bugünün dünyasında hız ve değişimin eş anlamlısı. Bu nedenle yazılarımı referans alıp seyahat planı yaparken değişken bilgileri  (tarihi mekanları ziyaret, yemek ve konaklama önerileri, ulaşım bilgileri vs.) kontrol etmeyi unutmayın. Ve siz de benim gibi “bilgi paylaştıkça güzel” felsefesine inananlardansanız, yazıları zenginleştireceğini düşündüğünüz detayları iletin. Yolunuz açık olsun, gezgin ruhunuz hiç yaşlanmasın!”
  • İstanbul

    Onda yaşamak yerine onu yaşamak gereken 7 tepeli şehrin; semtlerinden müzelerine, tarihinden camilerine kadar bilinen ve bilinmeyen köşeleri…

  • Türkiye

    Binlerce yıllık kültür hazinesi, medeniyetler beşiği topraklarımızı keşfetmek için kuzeyden güneye, doğudan batıya adım adım yolculuk…

  • Avrupa

    Yılın her dönemi ziyaret edilen ışıltılı başkentler, dünya hazinelerini saklayan müzeler, zarafet ve estetiği buluşturan kültürlerden izler…

  • Amerika & Avustralya

    Her zaman merak uyandıran coğrafyalar ve mesafelere aldırmadan gitmek isteyeceğiniz şehirler…

  • Asya & Afrika

    Doğa harikalarından kültür miraslarına, şaşırtıcı geleneklerden mimari başyapıtlara kadar sayısız hazine…

  • Özel Dosyalar

    Özel günlere ilişkin öneriler, ilginç konulara ilişkin yazılar, farklı coğrafyaları bir araya getiren karma konular…

Odakule

Dıştan bakıldığında hiçde çekici olmayan kocaman bir bina olan Odakule, giriş katındaki sanat galerisinde ev sahipliği yaptığı sergilerle ilgi çeker. Odakule’nin yanındaki pasajdan geçince Pera Müzesi belirir.

Kırım (Anglikan) Kilisesi

İstiklal Caddesi’nde doğuya doğru kısa bir yürüyüşle ulaşabileceğiniz Serdari Ekrem Sokaktaki kilise, İngilterenin en tanınmış mimarlarından, Londra’daki adalet sarayını da tasarlayan G. E. Street tarafından 1858 ve 1868 yılları arasında yapılmış. Kırım Savaşı’nın anısına, Sultan Abdülmecid’in İngilizlere bağışladığı arazi üzerine Malta taşı kullanılarak inşa edilmiş ve temeli, döneminde Osmanlı politikaları üzerinde oynadığı büyük rol nedeniyle “Büyük Elçi” olarak adlandırılan Lord Stratford de Radcliffe tarafından atılmış. 1970’lerde kapanan kilise Sri Lankalı sığınmacılar tarafından restore edilmiş ve 1991 senesinde yeniden açılmış. Karşısında Art Nouveau akımına uygun olarak 1907 yılında yapılmış Papadopulos Apartmanı görmeyi ve özellikle tavan süslemelerine dikkat etmeyi unutmayın.