İSTANBUL’DAKİ BİZANS

İSTANBUL’DAKİ BİZANS

Yazıyı paylaş :

OSMANLI’NIN İZLERİ
Fransızlar görkemi ifade etmek istediklerinde “C’est Byzance” yani Bizans gibi derler, bizde ise bilinen Bizans’ın sadece entrika kısmıdır.

Bizans tarihteki en önemli ve en uzun sürmüş imparatorluklardan biri, akla ilk getirdiği de bugün bile görkemini koruyan İstanbul. İ.Ö. 660 yıllarında şehrin ilk kurucusu olarak Byzas’ın adı geçiyor. Daha sonra Roma imparatoru Konstantin’in kurup, kendi adını verdiği şehir Roma İmparatorluğu’nun başkenti oluyor. İ.S. 395 yılında Roma ikiye bölününce, şehir Doğu Roma İmparatorluğu diye geçen Bizans’a başkentlik ediyor. 1453’te Fatih’in zaferinden sonra ise İstanbul’un tarihteki sayfaları Osmanlı İmparatorluğu’nun başkenti olarak süsleniyor. Aslında Bizanslılar kendilerini hep Romalı olarak görmüşler ama 1780’lerden sonra romantik Avrupalı tarihçiler yönetim şekli itibariyle klasik Roma’yla benzeşen ama din olarak Ortodoks Hıristiyanlığı seçen, dil olarakta Yunancayı kullanan Doğu Roma kültür ve uygarlığını klasik dönem Roma imparatorluğu’ndan ayırmak için “Bizans İmparatorluğu” adını tercih etmişler. Üç imparatorluğa başkentlik etmiş, iki kıta üzerinde kurulmuş, içinden deniz geçen, geçmişi bu kadar renkli başka kaç şehir biliyorsunuz?

BİZANS’IN BULVAR VE MEYDANLARI
Bugünkü Sultanahmet Meydanı’nın adı eskiden Augusteion’du. Bizans dünyanın merkeziydi, o yüzden dünyanın başlangıç noktası olan Milion taşı tam bu meydandaydı. Hemen yanında da Hz. İsa’nın üzerine gerildiği, Kudüs’ten getirilmiş çarmıh vardı. Bizans’ın diğer şehirlere olan mesafesinin ölçüldüğü bu taş, bugün de Yerebatan sarnıcının yakınında bulunuyor. Günümüzde tramvayın geçtiği Divanyolu eskiden ana bulvardı ve Mesa adını taşıyordu. Üzerinde Konstantin’in heykeli olan Çemberlitaş, Forum (Meydan) Konstantin diye biliniyordu. O günkü adıyla Konstantinapolis’in en büyük meydanı ise Forum Tauri’ydi (Boğa) ve bugünkü Beyazıt Meydanı’nın yerinde bulunuyordu. Meydanda büyük bir anıtı olduğu için buraya Forum Theodosius da deniyordu. Anıttan kalanlar ise bugün ana caddenin üzerinde dağınık bir şekilde duruyor. Birkaç sokak aşağıda o günkü adı Mirelaion Kilisesi olan, bugünse Bodrum Camii diye geçen yapı bulunmakta. Vaktinde Aksaray şehrinden gelenler yerleştiği için bu adı alan meydan eskiden Forum Bovis’ti (Öküz Meydanı). Bakırköy tarafında ise meşhur Via (Cadde) Egnatia vardı.

BİZANS SARNIÇLARI VE SU KEMERLERİ

Bazilika Sarnıcı (Yerebatan Sarayı)
Ünlü Bizans imparatoru Jüstinyen dönemi şaheserlerinden Bazilika Sarnıcı, adeta bir saray görünümünde olduğu için “Yerebatan Sarayı” diye adlandırılmış.1500 yıllık yapıdaki 336 sütun, 140×70 metrelik bir alana yayılmış. En sondaki iki adet Medusa kabartması, 4.yüzyıldan sonra Hıristiyan olan halk, bütün pagan sembolleri ortadan kaldırmak istediğinden sarnıcın içinde muhafaza edilmiş. Osmanlılar durağan değil, akan suyu tercih ettiklerinden bu sarnıcı daha ziyade saray bahçelerini sulamak için kullanmışlar.

Yerebatan’ın biraz ilerisinde, Adliye Sarayı’nın girişinde 224 sütun üzerine oturtulmuş, Binbirdirek Sarnıcı var. Bugün turistik bir işletme olan ve Latince adı Filoksenus’u Romalı bir senatörün adından alan sarnıç yaklaşık 15 metrelik bir yüksekliğe sahip. Yakınlardaki Eminönü Belediyesinin içinde ise Theodosios sarnıcı bulunuyor.

İstanbul’da Bizans döneminde yapılmış çok sayıda açık su sarnıcı da var. Karagümrük’te bugün futbol sahası olarak kullanılan ve adını eski bir Bizans valisinden alan Aetios Sarnıcı, Çarşamba’daki Çukur Bostan (Aspar Sarnıcı) ve Bakırköy’deki Fil Damı bunlara güzel örneklerden.

Valens’in Su Kemerleri
Türkçe adıyla Bozdoğan Kemeri, İ.S. 375 yılında Roma İmparatoru Valens tarafından yaptırılmış. Yaklaşık bir kilometrelik uzunluğa sahip kemer iki katlı ve 20 metre yüksekliğinde. Belgrad ormanlarından getirdiği suyu Şehzadebaşı yakınlarındaki Nymphaeum Maximum yani Büyük Çeşme denilen havuza taşıyan kemerin bir kısmını Süleymaniye Camii’ne giderken görebiliyorsunuz.

BİZANS’IN MANASTIR VE KİLİSELERİ

Studius Manastırı ve Ayios Ioannis Prodromos Kilisesi

5.yüzyıl ortalarında inşa edilen ve İstanbul’daki en eski kilise olarak kabul edilen Studius Manastırı çok önemli bir dini merkez ve öğrenim kurumuydu. İçinde Ayios Ioannis Prodromos yani Vaftizci Yahya Kilisesi bulunan yapı, 1400’lerin sonunda camiye çevrilip İmrahor İlyas Bey adını aldı. Bizans zamanındaki adını aynen muhafaza eden Samatya’da bulunan manastırın yer mozaiklerinin bir kısmı hala duruyor.

Atina’daki ünlü Benaki Müzesi’nde ise manastırın mozaiklerinin en güzelleri sergileniyor. Bizans zamanında da Narlıkapı olarak geçen surların arasındaki kapıyı, vaktinde manastıra ziyarete gelen imparatorlar kullanmış.

Aya Sofya
Dünya mimarlık tarihinin şüphesiz en önemli eserlerinden biri olan Aya Sofya (Kutsal Bilgelik), arkasında bulunan diğer Bizans kilisesi Aya İrini (Kutsal Barış) ile birlikte İsa’nın özelliklerine atıfta bulunuyor. Devrin en önemli mimarları Anthemius ve İsidorus’un 5 yılda, 10.000 işçi ve 100 ustanın katkısıyla yaptıkları bina her göreni büyülüyor. Atatürk döneminde müzeye çevrilen Aya Sofya’nın en büyük özelliklerinden birisi dinler arasındaki hoşgörüye sahne olması. Bir köşede Allah yazıyor, diğer taraftaki bir mozaikte, Hz.İsa Meryem Ana’nın kucağında oturuyor. Hıristiyanlık tarihinden ipuçları sunan mozaik ve freskler bu 7500 m2’lik binaya apayrı bir güzellik katıyorlar. 537 yılında inşaatı tamamlanan ve 1453’e kadar 916 yıl patriklik kilisesi olarak kullanılan binanın kadınlara ayrılan ikinci katına çıktığınızda, Aya Sofya’nın ne kadar büyük bir yapı olduğunu farkediyorsunuz. Efes’teki Artemis tapınağı dahil çok sayıda eski yapıdan getirilen 108 sütunun üzerine oturtulmuş bina, yaklaşık bin yıl boyunca dünyanın en büyük kilisesi olmuş. Kilisenin yapım emrini veren Jüstinyen ile İstanbul’u kuran Konstantin çıkışa doğru yer alan mozaikte size veda ederken, tarihin yapraklarında en özel sayfalara yerleşiyorlar.

Chora Kilisesi
(Kariye Camii)

Kariye Camii’nin asıl adı olan Chora “Şehir dışında” anlamına geliyor ve kilise Konstantin zamanında yapılan surların dışında kaldığı için böyle adlandırılmış. 11.yüzyıldan kalma mevcut bina küçük ama içindeki mozaikler ve freskler olağanüstü. 1320’lerde Theodore Metochites isimli Bizanslı bir üst düzey yönetici kiliseyi bu muhteşem eserlerle donatmış, kendi suretini de Hz.İsa’nın bir mozaiğinin yanına iliştirtmiş. Bina iki koridor, ana salon ve fresklerin bulunduğu parecclesion isimli bölümlerden oluşuyor. Meryem Ana’nın anne ve babasıyla başlayan mozaikler, Hz.İsa’nın çarmıha gerilmesine kadar olan bütün olayları anlatıyor. Ana bölümde sadece üç mozaik pano (Meryem Ana ile çocuk İsa, Herşeye kadir İsa ve Meryem Ana’nın ölüm sahnesi) bulunurken, diğer bölümler İncil’den alınma çok ilginç sahnelere şahitlik ediyor.

Sergius ve Baküs Kilisesi
(Küçük Aya Sofya Camii)
Çatladıkapı’nın hemen yakınında bulunan bu eski kilise Jüstinyen tarafından İ.S. 527 yılında yaptırılmış. İtalya’nın Ravenna kentinde mozaikleri ile meşhur San Vitale isimli Bizans kilisesi ile aynı plana sahip. İ.S. 547’de bitirilen San Vitale’de Jüstinyen ve kötü bir şöhrete sahip karısı Theodora’nın muhteşem mozaikleri bulunuyor. Adını iki aziz olan Sergius ve Baküs’den alan Küçük Ayasofya’da kubbeye yakın üst galeride Yunanca yazılara rastlanıyor.

Theotokos Panaghiotissa Kilisesi
(Moğolların Meryemi)

Haliç’te Fener ve Balat’ın sokaklarında dolaşırken, ihmal edilmiş, keşfedilmeyi bekleyen müthiş bir zenginlikle karşılaşıyorsunuz. Her yer tarih kokuyor, birbirine geçmiş katmanların şaheserleri arasında kaybolup gidiyorsunuz ama çoğu bakımsız ve kaderiyle başbaşa, Mimar Sinan’ın yaptığı hamamlardan biri dükkan olarak kullanılıyor. İstanbul’un en eski hamamı olan Küçük Mustafa Paşa ise çoktan terkedilmiş, kubbelerindeki kurşunlar çalınmış. Sivil mimarinin son örnekleri olan o güzelim ahşap evler hüzünlü bir vedaya hazırlanıyorlar.

Fener’de tepede bir masal şatosunu andıran, insanların Rum Patrikhanesi zannettikleri, “Kırmızı okul” diye geçen Fener Rum Lisesi var, onun yanında da Moğolların Meryemi kilisesi. Fatih Camii’nin mimarı Atik Paşa (Christodoulos) Rum asıllıymış, Sultana bir arzı olmuş ve Fatih’in özel fermanıyla şehirde yalnız bu kilise camiye çevrilmemiş. Fermanın bir kopyası bugün hala binanın içinde muhafaza ediliyor. Kilisenin adı gibi tarihi de ilginç. Mihail Paleologos isimli imparator gayrimeşru kızı Maria’yı, Moğollar’ın hanı Hulagu ile evlenmesi için göndermiş ama o zaman uçak, araba yok, yolculuklar uzun. Kızcağız varmış, fakat vardığında Hulagu’nun öldüğünü öğrenmiş. Boşa gitmesin demişler ve Maria’yı Hulagu’nun oğlu Abaka Han’la evlendirmişler. Abaka kardeş kurbanı olmuş ve Ahmet Han tarafından öldürülmüş. Bahtsız kadın da şehrine geri dönmüş ve kendini dine vermiş. Bizans döneminden kalan ve kilise olarak kullanılmaya devam eden tek yapı olan Theotokos Panaghiotissa, İstanbul’daki yonca tipli nadir kiliselerden biri.

Ayia Theodosia Kilisesi
(Gül Camii)
Haliç’te Kadir Has Üniversitesi’nin yakınlarında yer alan ve Bizans zamanında adı Ayia (Azize) Theodosia kilisesi olan yapı yüksek kubbesiyle dikkat çekiyor. Fetih öncesi azizenin isim gününde kiliseyi güllerle bezeyen kalabalık, Türkler şehirlerini almasın diye dua etmiş ama nafile. İçeriye giren Fatih’in askerleri etrafı gül bahçesi gibi görünce binaya Gül Camii demişler. 11.yüzyıldan kalma bu yapının altında önemli insanların gömüldüğü bir kript, karşısında ise Kandilli Kız Lisesini de yaptırmış olan Adile Sultan’ın hayratı bir kütüphane var.

Pantokrator Kilisesi
(Zeyrek Camii)
İsa’nın sıfatlarından biri olan ve “Her şeye kadir” anlamına gelen Pantokrator, Unkapanı’ndan Valens su kemerine doğru giderken, sağdaki tepenin üzerinde kalıyor. Bizans’ın merkezi olmasına rağmen bir Bizans müzesi olmayan İstanbul’da müze yapılacak en ideal yerlerden biri olan yapı çoğu tarihi eserimiz gibi yıllarca ihmal edilmiş. Hemen yanındaki ahşap evde yaşayan imamın gezdirdiği binanın içinde kesif bir rutubet kokusu var. Narteks denilen giriş koridoruna beyaz fayanstan bir abdesthane yapıp, kırmızı tuğlaların güzelliğini örtmüşler. Halıların altında çok güzel mozaikler, duvarlarda beyaz badananın altında yer yer görülen freskler var. Artık ülkenin her yerinde elini kolunu sallayarak dolaşan hırsızlar 12.yüzyıldan kalma bir bina olan Zeyrek Camii’ndeki şamdanları çalmışlar. Yapının etrafında son demlerini yaşayan, çok güzel bir Osmanlı dokusu dikkatinizi çekecek. İstanbul UNESCO’nun Dünya Kültürel Mirası listesinde ama koruma adına hemen hemen hiçbir şey yapılmadığından listeden çıkarılması söz konusu. Üç yapının birleşmesinden oluşan Zeyrek Camii, Aya Sofya ve Aya İrini’den sonra şehirde bulunan en büyük Bizans eseri. Fetihten sonra Fatih’in medrese olarak kullandığı Zeyrek’in önünde güzel manzaralı, şık bir kafe bulunuyor.

Pammakaristos Kilisesi 
(Fethiye Camii)
Bir süre Rum Ortodoks Patrikhanesi olarak kullanılan yapı Fatih semtinin arkalarında yer alıyor. 12.yüzyılda imparator Ioannes Komnenos ve karısı tarafından yaptırılan bina III. Murat döneminde Gürcistan ve Azerbaycan’ın fethi dolayısıyla Fethiye adıyla cami haline getirilmiş. Adı “Tanrı’nın sevinçli annesi” anlamındaki Pammakaristos’un mozaikleri Kariye ve Aya Sofya’dakilerden sonra İstanbul’daki en iyiler arasında geçiyor.

Konstantinos Lips Kilisesi
(Fenari İsa Camii)
Vatan Caddesi üzerinde eski Lunapark Gazinosu’nun yakınında bulunan bu yapı adını Bizans’ta üst düzey bir görevde bulunmuş olan Konstantinos Lips’den almış. İki kilisenin birleşmesinden oluşan kilisede Yunan Haçı planı kullanılmış. Fenari Ali Efendi tarafından 15.yüzyılda bir tekkeye çevrilen bina daha sonra Şeyh İsa tarafından kullanılmış ve böylece Fenari İsa adı ortaya çıkmış.

Theotokos Kiriotissa Kilisesi
(Kalenderhane Camii)

12.yüzyılda yapılmış olan kilise Şehzadebaşı’nda, su kemerlerinin hemen önünde bulunuyor. San Fransisko şehrine adını veren Assisili Aziz Francis öldükten sonra ona ithafen yapılan ilk fresklerin burada bulunması, camiye çevrilmiş yapının en önemli özelliği. Bugün her şey duvarların ve badananın arkasında kaldığı için bir şey göremiyorsunuz.

BİLGİ

“Yazılarımı farklı tarihlerdeki ziyaretlerimin ardından kaleme aldım. Kaçınılmaz olarak güncel birçok bilgi içeriyor ama güncel demek bugünün dünyasında hız ve değişimin eş anlamlısı. Bu nedenle yazılarımı referans alıp seyahat planı yaparken değişken bilgileri  (tarihi mekanları ziyaret, yemek ve konaklama önerileri, ulaşım bilgileri vs.) kontrol etmeyi unutmayın. Ve siz de benim gibi “bilgi paylaştıkça güzel” felsefesine inananlardansanız, yazıları zenginleştireceğini düşündüğünüz detayları iletin. Yolunuz açık olsun, gezgin ruhunuz hiç yaşlanmasın!”
  • İstanbul

    Onda yaşamak yerine onu yaşamak gereken 7 tepeli şehrin; semtlerinden müzelerine, tarihinden camilerine kadar bilinen ve bilinmeyen köşeleri…

  • Türkiye

    Binlerce yıllık kültür hazinesi, medeniyetler beşiği topraklarımızı keşfetmek için kuzeyden güneye, doğudan batıya adım adım yolculuk…

  • Avrupa

    Yılın her dönemi ziyaret edilen ışıltılı başkentler, dünya hazinelerini saklayan müzeler, zarafet ve estetiği buluşturan kültürlerden izler…

  • Amerika & Avustralya

    Her zaman merak uyandıran coğrafyalar ve mesafelere aldırmadan gitmek isteyeceğiniz şehirler…

  • Asya & Afrika

    Doğa harikalarından kültür miraslarına, şaşırtıcı geleneklerden mimari başyapıtlara kadar sayısız hazine…

  • Özel Dosyalar

    Özel günlere ilişkin öneriler, ilginç konulara ilişkin yazılar, farklı coğrafyaları bir araya getiren karma konular…