POLONEZKÖY

POLONEZKÖY

Yazıyı paylaş :

İSTANBUL’UN ARKA BAHÇESİ: POLONEZKÖY
Eğer İstanbul gibi bir metropolde yaşıyorsanız, en büyük lüksünüz araba gürültüsü fonunda kaybolmayan kuş seslerini dinleyebilmek olur. Gözleriniz yeşille bayram ederken, kalabalıklardan arınmış toprak yollarda sakince yürüyüş yapmak da paha biçilemez anlar arasındadır. İşte Polonezköy böyle anları biriktirmek için var gibi… İstanbul sınırları içinde olsanız da şehri unutturan, ruhunuzu “başınızı alıp çok uzaklara kaçmışsınız” hissiyle şımartan bir adres. Pazartesiden cumaya plazalarda yaşayan, ofislere sıkışan, bilgisayar başından ayrılamayan, trafikte takılıp kalmayı zorunlu rutini sayan şehir insanı için adeta kendi kendine hediye verme biçimi…

12 Kişilik Ütopik Dünya
Polonezköy’ün kuruluşunda birden çok kaçış öyküsü var. Tarih ne ilginç bir döngü ki köy, bugün yine bir kaçış noktası ama bu kez şehir insanı için… Gerekçeler değişse de kaçıp gitme arzusu buranın değişmeyen kaderi olmuş.

Yıl 1842. Rus ordusundaki mecburi askerlik hizmetinden kaçıp yeni bir hayata başlamak isteyen Polonyalı askerler için Lazarist Hıristiyanlardan bir arazi alınmış. 12 kişilik bir grup ile başlamış yerleşim. 1848’de Macaristan’daki, 1863’te Polonya’daki ayaklanmalardan kaçanlar gelmiş sonra… Onlara Sibirya sürgünü Polonyalıların eklenmesiyle nüfus giderek artmış. Yani 19. yüzyılda Polonya’nın Rusya, Prusya ve Avusturya tarafından bölüşülmesinden sonra kurulan bu köy, Osmanlı İmparatorluğu’nun eski düşmanları için tam bir cennete dönmüş.

Adam’ın Köyü
Asya yakasında, Beykoz’un doğu tarafında yer alan Polonezköy ’ün adı, buranın ilk sakinleri olan Polonyalı sürgünlerin lideri Prens Adam Czartorski’den geliyor. “Adampol”,  Lehçe “Adam’ın Köyü” anlamına geliyor. Polonezköylüler, 1853’teki Kırım Savaşı’nda Osmanlılarla birlikte aynı cephede yer alınca, Sultan I. Abdülmecid tarafından ödüllendirilmiş ve oturdukları topraklar onlara bağışlanmış. 1918’de Polonya bağımsızlığını geri kazanınca, bazıları ülkelerine geri dönmüş. 1934’te Atatürk burayı ziyaret ettiğinde, geçimini hala çiftçilik, odunculuk ve deri eşya satışından sağlayan Polonyalılar varmış. 1938 yılında vatandaşlığa kabul edilmişler. Polonezköy ’e gittiğinizde Ata’nın ziyareti sırasında kaldığı evi görmeden ayrılmayın.

Ünlüler Köy
19. yüzyılda Franz Liszt, Gustave Flaubert ve Pierre Loti gibi ünlüleri ağırlayan Polonezköy’de, 60’lı yıllarda turist ağırlamak amacıyla özel misafir evleri inşa edilmeye başlanmış. O tarihten sonra da turistler için cazibe merkezi olma niteliğini giderek güçlendirmiş. Turizmin artık yaşam kaynağı olduğu belde, aralarında Cumhurbaşkanları Lech Walesa (1994’de) ve Aleksander Kwesniewski (1996’da ve 2000’de) gibi tanınmış kişilerin de olduğu pek çok misafiri konuk etmiş.

Bugünkü Polonezköy
Sakinlerinin Lehçe konuştuğu ve Türkçeyi ikinci dil olarak öğrendiği köyün kuruluş zamanlarından bu yana çok şey değişmiş. Bugünlerde artık herkes Türkçe konuşuyor, Lehçeyi akıcı kullanabilenlerin sayısı ise 30-40’ı geçmiyor. Eskiden sahip oldukları mülkleri kimseye satamazken bugün istediklerine satabiliyor olmaları gerçek Polonyalı nüfusun da azalmasına yol açmış. Son zamanlarda yapılan otel ve pansiyonlar maalesef köyün tarihsel ve kültürel özelliklerini yok sayan beton yapılar olarak göze çarpıyor. Polonezköy ’ün simgesi olan doğal güzelliklerin, insanın doğaya gösterdiği saygıdan kaynaklandığının unutulması hüzün veriyor.

Savaş Karargahı Olan Kilise
Polonezköy ’de görülecekler listesi uzun değil. 1912 yılında yapılan Meryem Ana Kilisesi ziyaret edebileceğiniz yerler arasında. 1. Dünya Savaşı sırasında askeri karargah olarak kullanılmış, 1918 yılında ise restore edilerek tekrar dini ibadete açılmış. Bahçesinde, 1869 yılında yaşamını yitiren ve buraya gömülen şair Adam Mickiewicz’e adanmış bir anıt var.

Zofia Rizı Anı Evi, diğer durağınız olabilir. Döneminin tipik Polonya köy evi mimarisinde yapılmış ve günümüze dek aynen korunmuş. Eski fotoğrafları ve kayıp bir yaşam tarzının izlerini bulabileceğiniz ev, pazarları ve resmi tatil günleri gezilebiliyor. Yemyeşil bahçesiyle kendinizi doğanın ortasında hissettiren yapı aynı zamanda Polonya-Türkiye ilişkilerinde dostluğun simgesi ve resmi ziyaretlerin değişmez mekanı.

Haziranda Kiraz Festivali
İstanbul’un arka bahçelerinden biri olan Polonezköy ’de, ağaçlara çarpıp size dönen sesinize sadece kuşların cıvıltısı eşlik eder. Köyün bu sessizliği yerine en eğlenceli hallerinin keyfini çıkarmak isterseniz de haziran ayını seçmelisiniz. Her yıl gerçekleştirilen Kiraz Festivali, oldukça keyifli geçiyor. Polonya’dan gelen folklor ekiplerinin gösterilerinden sergilere, konserlerden kilise bahçesindeki resitallere kadar bir dizi etkinlik yapılıyor. Yerel kıyafetleriyle etrafta göreceğiniz genç kızlar, kollarına taktıkları sepetlerden kiraz ikram ediyor. Kurulan pazar yerinden, organik meyve ve sebzeler satın alabiliyorsunuz. Köyün en hareketli zamanlarını yaşadığı festival günleri, Türkiye – Polonya arasındaki bağları kuvvetlendiren kültürel bir paylaşım ortamı niteliğine de sahip. Zira açılışa her iki ülkeden bakanlar ve üst düzey bürokratlar ilgi gösteriyor.

Polonezköy gezisi için rotanıza bir de Riva’yı ekleyebilirsiniz. Son yıllarda dizi çekimleri ile ünlenen bu sakin kasaba, Anadolu Kavağı’nın doğusunda Riva Deresi’nin ağzında yer alıyor. Bir Ceneviz kalesinin kalıntıları ve güzel bir plaja sahip. FSM Köprüsü’nün Kavacık çıkışından 20 dakika sonra şehirden uzaklaşıp hoş bir ortamda bulabilirsiniz kendinizi.

Nasıl Gidersiniz?
Polonezköy, İstanbul’da toplu taşıma araçlarının işlemediği ender yerlerden biri. Eğer Beykoz ya da Kavacık’tan taksi tutmak istemezseniz arabayla gitmek zorundasınız. Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nün Kavacık çıkışından 13 kilometre uzakta.
Riva’ya ise Beykoz’dan 137 numaralı otobüsle gidebilirsiniz.

BİLGİ

“Yazılarımı farklı tarihlerdeki ziyaretlerimin ardından kaleme aldım. Kaçınılmaz olarak güncel birçok bilgi içeriyor ama güncel demek bugünün dünyasında hız ve değişimin eş anlamlısı. Bu nedenle yazılarımı referans alıp seyahat planı yaparken değişken bilgileri  (tarihi mekanları ziyaret, yemek ve konaklama önerileri, ulaşım bilgileri vs.) kontrol etmeyi unutmayın. Ve siz de benim gibi “bilgi paylaştıkça güzel” felsefesine inananlardansanız, yazıları zenginleştireceğini düşündüğünüz detayları iletin. Yolunuz açık olsun, gezgin ruhunuz hiç yaşlanmasın!”
  • İstanbul

    Onda yaşamak yerine onu yaşamak gereken 7 tepeli şehrin; semtlerinden müzelerine, tarihinden camilerine kadar bilinen ve bilinmeyen köşeleri…

  • Türkiye

    Binlerce yıllık kültür hazinesi, medeniyetler beşiği topraklarımızı keşfetmek için kuzeyden güneye, doğudan batıya adım adım yolculuk…

  • Avrupa

    Yılın her dönemi ziyaret edilen ışıltılı başkentler, dünya hazinelerini saklayan müzeler, zarafet ve estetiği buluşturan kültürlerden izler…

  • Amerika & Avustralya

    Her zaman merak uyandıran coğrafyalar ve mesafelere aldırmadan gitmek isteyeceğiniz şehirler…

  • Asya & Afrika

    Doğa harikalarından kültür miraslarına, şaşırtıcı geleneklerden mimari başyapıtlara kadar sayısız hazine…

  • Özel Dosyalar

    Özel günlere ilişkin öneriler, ilginç konulara ilişkin yazılar, farklı coğrafyaları bir araya getiren karma konular…

Yazıyı paylaş :