SİRKECİ VE EMİNÖNÜ

SİRKECİ VE EMİNÖNÜ

Yazıyı paylaş :

Şarkın Ticaret Merkezi
Kimilerine göre İstanbul’un ta kendisi, kimilerine göreyse sadece kalabalık. Kimileri kuşlara yem verdiği için mutlu, kimileriyse tarihe dokunabildiği için… Surların içinde, İstanbul’un tarihi çekirdeği içinde yer alır Eminönü. En önemli semtlerinden Sirkeci’nin kaderiyse Bizans’da da, Osmanlı da da hemen hemen aynı olmuş; dışarıdan malların geldiği, depolandığı onca denizci ve tüccarın koşuşturduğu ticaret merkezi; kısaca İstanbul’un liman semti. Garın yapılması ise Sirkeci’ye ayrı bir önem ve canlılık kazandırmış. Ünlü Orient Ekspresi’nin de duraklarından biri olan Sirkeci tren istasyonu, XX. yüzyıl mimarisine damgasını vuran yapılardan biri olan büyük Postane binası, I. ve IV. Vakıf Hanları birkaç adımda erişebileceğiniz güzelliklerimizden sadece birkaçı.

Hepimiz meydanda kuşlara yem atarız da kaçımız başımızı kaldırır deniz kıyısındaki sultan camilerinin en şahanelerinden biri olan Yeni Camii ya da diğer adıyla Valide Sultan Camii’ne bakarız? Kaçımız tüm sorunlarımızı dışarıda bırakıp bu şaheserin içine girer gezeriz? İhmal edilen camilerden bir olan Yeni Camii, III. Murad’ın eşi Safiye Sultan tarafından yaptırılmış. Yapımı 1597 yılında başlamasına rağmen 1663’te tamamlanabilen caminin inşaatında sırasıyla, Mimar Davut Ağa, Mimar Dalgıç Ahmet Ağa ve Mimar Mustafa Ağa görev almış. Klasik kubbe planının dışına çıkılan caminin pencere üstlerinde hat sanatının zarif örnekleri yer almakta. Külliyeyi oluşturan bütün eserler günümüze ulaşamasa da cami, çevresindeki Valide Sultan Türbesi, sebil ile hoş bir bütünlük oluşturmakta.

Yeni Camii ve Sirkeci arasındaki Eminönü sokakları aslında XIX. yüzyılda yeniden düzenlenmiş ve bu daracık alanda her gün daha fazla sayıda işyeri açılmaya başlamış. Burası özellikle elektronik eşya meraklıları için cennet; aradığınız pek çok şeyi ucuza almanız mümkün. Ayrıca bütçesi kısıtlı olanlar içinde leziz kebap seçenekleri sunuyor.

Eminönü adını Osmanlı döneminde burada bulunan Deniz Gümrüğü ve Gümrük Eminliği nedeniyle almış, ama aynı dönemde Sirkeci’de sirke satıldığına dair bir kayda ise henüz ulaşılmamış.

Sirkeci İstasyonu (İstanbul Garı)
II. Abdülhamit, Alman Mimar August Jachmund’dan Avrupa yakasına bir tren istasyonu tasarlamasını istemiş. 1887-89 yılları arasında yapımı süren oryantal-gotik tarzındaki garın ön cephesinde iki saat kulesi yer alıyor. Özellikle Orient (Şark) Ekpresi ile Avrupa’dan gelen yolculara hizmet verilmesi için yapılan binaya günümüzde maalesef son derece sıradan modern bir girişten giriliyor. Binanın yan cephesinde garın hizmete girdiği tarih, hem miladi hemde rumi takvime göre yazılmış. Güzelim vitray pencerelerle süslü muhteşem ön cephe ise, günümüzde bir benzin istasyonunun arkasında kalmış.

Binanın içindeki küçük müzede, özgün haliyle garın fotoğraflarını ve altın çağındaki Orient Ekspresi’nden hatıraları bulabilirsiniz. Agatha Christie’nin ünlü polisiye romanı “Orient Ekspresi’nde Cinayet” ten uyarlanan filmin sahneleri bir zamanlar burada olan renkli ve heyecanlı koşuşturmayı hayata geçirmiş.

Postane
I.Ulusal Mimari Akımı’nın yıldızlarından olan bu son derece etkileyici bina Vedat Tek tarafından 1905-1909 tarihleri arasında yapılmış. Yeni gelişmeye başlayan Türk Ulusal Mimari Tarzı ve Batıya ait öğelerin birleştirilmesi konusunda atılmış adımları, bu binanın her köşesinde yer alan küçük kubbeli odalarda görmek mümkün. Kütahya çinilerinin kullanıldığı cephesindeki giriş kapısı üzerinde çini işlemelerle ve eski yazı ile “Posta Telgraf Nezareti” yazıyor.

1927-1936 yılları arasında İstanbul Radyoevi olarak hizmet veren binanın içinde iletişim tarihimiz hakkında bilgi veren bir de küçük müze var. Cumartesi ve pazar günleri kapalı olan müzede bazı orijinal ahşap mobilyalar ile eski posta kutuları ve pullardan oluşan bir koleksiyonda sergileniyor. Müzeyi gezerken merdivenler, tavan ve diğer iç dekorasyonun inanılmaz güzellikteki detaylarına, zarif işçiliğine de dikkat edin.

Postane binasının hemen yanında, genellikle insanların gözünden kaçan Hobyar Mescidi var. İlk olarak XV. yüzyılın ikinci yarısında Emir Hobyar Hoca tarafından yaptırılan mescid, zamanla harap olmuş. Büyük Postane’nin yapıldığı dönemde Vedat Tek tarafından büyük bir bakımdan geçirilmiş, adeta yeniden yaratılmış. Kütahya çinileriyle süslenmiş altıgen mescidin tek şerefeli bir minaresi var.

Eğer postanenin merdivenlerinde durup sağınıza bakarsanız Art Nouveau tarzının en iyi örneklerinden birini, Vlora Hanı görürsünüz. Gül ve birbirine dolanmış çiçek şeklindeki taş süslemelerle hemen göze çarpan binaya olağanüstü zarafetteki işçiliği nedeniyle hayran kalmamak mümkün değil. İstiklal Caddesi’ndeki Botter apartmanını hatırlatacak size.

Yeni Postane Caddesi’nden aşağı doğru indiğinizde, yol sizi yeni restore edilmiş, I. Ulusal Mimari uslubunda yapılmış Yapı Kredi Bankası binasına götürür. Tam karşısında ise daha ağırbaşlı, Alman tarzını yansıtan ve August Jachmund tarafından 1890’da yapılmış Deutsche Bank binası var.

Birinci ve Dördüncü Vakıf Hanları
1910’larda Mimar Kemalettin Bey, Sirkeci ve Eminönü arasında Birinci Ulusal Mimari Akımı’nın ikinci büyük adımlarından birini atmış ve İstanbul’un ilk modern ofis binalarını yapmış. İlk lokumun yapıldığı Ali Muhiddin Hacı Bekir dükkanının karşısında yer alan Dördüncü Vakıf Hanı ayakta kalan iki binanın daha göze çarpanı. I. Dünya Savaşı’nın sona ermesinin ardından, bina Fransız ordusunun merkez binası olarak görev yapmış, daha sonraki dönemlerde ise gözden düşmüş ve tinercilerin barınağına dönüşmüş, taa ki 2005’de elden geçirilip World Park Otel olana kadar… Postane binasında olduğu gibi, her köşesinde kubbeli odaları olan hanın giriş katında ayrıca orijinal bir de hamam var.

Yolu geçtiğinizde I. Abdülhamid’in (1774-89) yeni restore edilmiş türbesini göreceksiniz. Abdülhamid burada, kısa hükümdarlığı sırasında yeniçeri ayaklanmaları ile mücadele etmiş oğlu IV. Mustafa (1807-08) ile beraber yatıyor.

Türkiye İş Bankası Müzesi
Postane binası ve Yeni Camii arasında birçok harika XIX. ve XX. yüzyıl binası, günümüzde bilinen bankaların şubelerine ev sahipliği yapıyor. Tarihi 1898’e dayanan Türkiye İş Bankası binası ise ilk yapıldığında önce postane sonra da paket ayırma ofisi olarak hizmet vermiş. 1928’de Türkiye İş Bankası’nın eline geçen bina günümüzde bir sanat müzesi (pazartesileri kapalı) olarak işlev görüyor. Sergideki eserlerin sadece gerçek bankacılık düşkünlerinin ilgisini çekeceği düşünelebilir ama çocuklar muazzam kapılardan geçerek mahzene girmeyi ve içerideki kasaları görüp insanlara neyin saklamaya değer geldiğini incelemeyi çok eğlenceli ve heyecanlı buluyorlar. Caddenin tam karşısındaki Garanti Bankası Binası da Birinci Ulusal Mimari uslubunun en güzel ve zarif örneklerinden.

ALIŞVERİŞ
Hamidiye Caddesi’ndeki Ali Muhiddin Hacı Bekir (www.hacibekir.com.tr) İstanbul’da ilk lokum yapan yerdir, içeri gözatma şansını yakalarsanız, hala insanı şaşırtacak kadar çok çeşit olduğunu göreceksiniz.

Sirkeci Garı’nda her cuma ve pazar saat 19.30’da yapılan sema gösterilerini seyredebilirsiniz. Bilginiz olsun, dervişler aynı gösteriyi çarşamba ve cumartesi günleri de Hocapaşa Hamamı’nda tekrarlıyorlar.

Küçük Bir Mücevher
Rüstem Paşa Camii ve Çevresi
Bir limaniçi semti olarak, Tahtakale Bizans’tan Osmanlı’ya oradan günümüze hep ticareti, iş hayatını ve parayı çağrıştırmış. Mal canın yongası elbette ama bir de insanın şehrin sesini duyması, anlattıklarını dinlemesi var ki, işte o “hayali cihan değer”… Bu düşüncelerle yola çıktık; bir Sinan şaheserini ve ona eşlik eden tarihi yapıları görmeye ve hikayelerini dinlemeye geldik Tahtakale’ye…

Tahtakale’nin labirent benzeri sokaklarını keşfetmek size İstanbul’un eski günlerini hatırlatacak; insanların hediye olarak tahta kaşık aldıkları, pazarlık ettikleri, pazarlık ederken de ahbaplık kurdukları günleri… Bu sokaklarda aradığınız hemen hemen herşeyi bulabilirsiniz; paketleme malzemeleri, çocuk oyuncakları, incik-boncuk, bıçak, baskül, yorgan ve hatta yeni yıl süsleri…

Eski İstanbul’un tarihi merkezlerinden birinde gezerken göreceğiniz kafe ve restoran levhalarının sizi sıradan mekanlara götüreceğini sanıyorsanız yanılırsınız. Soluklanmak için oturduğunuz kafelerden birinin aslında bir 15. yüzyıl hamamı olduğunu görüp şaşırmanız an meselesi.. Tahtakale Hamamı; II. Murad tarafından 1435 yılında Mimar Sinan’a çevre esnafının kullanması için yaptırılmış. İstanbul’un en eski ve en büyük hamamlarından biri olarak kabul edilen bu görkemli yapı 5000 metrekareden büyük bir alana sahip. Zor günler geçirmiş bu tarihi hamam; I. Dünya Savaşı’ndan sonra satılmış, 1980’li yıllarda soğuk hava deposu olarak kullanılmış. 1988’de başlayan ve yaklaşık beş yıl süren restorasyonu sırasında yediyüz kamyon moloz çıkartılmış içinden.  Rüstem Paşa Camii’ne giden merdivenlerin yakınında yer alan hamamda kadın ve erkek bölümleri ayrı  yapılmış. Bugün hoş bir kafeye ve ülkenin her yerinden gelen sepetlerin satıldığı bir dükkana ev sahipliği yapıyor

Rüstem Paşa Camii
Rüstem Paşa Camii’ni denizden baktığınızda algılamak, yakına geldiğinizde ayırd etmekten çok daha kolay çünkü neredeyse tamamen Tahtakale’yi çevreleyen kaosun arasında gömülü durumda. 1561 yılında Kanuni Sultan Süleyman’ın damadı ve veziri Rüstem Paşa için Mimar Sinan tarafından inşa edilmiş. Daha önceleri caminin yerinde bulunan Halil Efendi Mescidi çukurda kaldığı için Sinan caminin altına yaptığı dükkanları subasman olarak kullanmış ve böylece cami yüksek bir zeminin üstüne oturur hale gelmiş. Aşağıdan merdivenle çıkılarak girilen cami, baştan aşağı İznik çinileriyle kaplı, özellikle lale motifli olanlar Osmanlı çinicilik sanatının en nadide örneklerinden.

Cami büyük ihtimalle yeni kaybettiği kocasının anısına ünlü Hürrem Sultan’ın kızı tarafından yaptırılmış. Genellikle camilerin en az iki minareli yapıldığı şehirde, tek minareli bu cami, bu haliyle oldukça alçak gönüllü bir görüntü veriyor. Dış görünüş yanıltmasın sizi, bu cami duvarlarından mihrab ve minberine kadar herşeyin çinilerle kaplı olduğu muhteşem revaklarıyla meşhur. İznik çinilerinin taklit edilemeyen ünlü mercan kırmızısıyla yapılmış inanılmaz güzellikteki lale ve karanfil desenleri bir Newsweek yazarının görür görmez etkilendiği camiyi dünyanın 50 mücevheri listesine alma nedenlerinden sadece biri belki de… 1666 ve 1776 yıllarında çıkan yangınlardan etkilenen ve restorasyonlar geçiren caminin orjinal çinilerinden bazıları ne yazık ki çalınmış.

Rüstem Paşa Külliyesi’nde iki han var; biri Büyük Çukur Han, diğeri Küçük Çukur Han. Her ikisi de baharat deposu olarak kullanılıyor.

Hanlar
Tahtakale’nin dolambaçlı arka sokaklarında hala eski hanları keşfetmeniz mümkün. Geçmişte tüccarların hayvanlarıyla kalabileceği ve aynı zamanda da mallarını satabileceği hanların çoğunluğu iki katlı ve avlulu yapılmış, bazılarının alt katı sadece hayvanları bağlamak için kullanılıyormuş. İçlerinde restore edilenleri olsa da genelde ihmal edilmiş bu hanlar bakımsızlıktan kararmış.

Yolu geçince karşılaşacağınız Kürkçü Han’ın yapımının 15. yüzyıla dayandığı ve Fatih Sultan Mehmed’in sadrazamı Mahmud Paşa için yapıldığı düşünülmekte.

Zindan Han
Eminönü ’ndeki Haliç teknelerinin yanaştığı yerin yakınında sahilde yer alan Zindan Han, 19. yüzyılda batı mimari tarzında inşa edilen en büyük üçüncü handır. Yeni restore edilmiş ve günümüzde Haliç manzarasıyla Storks restoran ve gece kulübüne ev sahipliği yapıyor.

Hanın hemen yanındaki dikdörtgen planlı Cafer Baba Kulesi, Haliç’teki surlardan günümüze bozulmadan ulaşabilen tek Bizans kulesi. İçinde IX. yüzyılda Abbasilerin yöneticisi Harun al-Rashid’in elçisi olarak Konstantinopolis’e gelmiş ve ölene kadar kuleye atılmış olan Cafer Baba’nın türbesi var. Zemin katındaki mezarı, 17. yüzyıl gezgini Evliya Çelebi’nin de belirttiği gibi, özellikle eski mahkumlar tarafında ziyaret edilen kutsal bir yer haline gelmiş. Yanında yatan Ali Baba, İslamı seçen gardiyanıymış.

Buraya yakın küçük Ahi Çelebi Camii, 1523 yılında Mekke’ye giderken buradan geçen bir hekim için inşa edilmiş. Evliye Çelebi, seyahatlerine bu camide uyuyakalıp, rüyasında Hz. Muhammed’den “şefahat” yerine yanlışlıkla “seyahat” istemesiyle başlamış. Cami; 1980’li yıllardaki Haliç çevre düzenleme çalışmalarından, 1539 ve 1653 yıllarında çıkan yangınların ve 1894 depreminin verdiği ağır hasarlarla eşdeğer bir zarar görmüş. Neyse ki 2009’da bütünüyle restorasyondan geçirmiş ve geri kazanmışız Ahi çelebi Camii’ni.

BİLGİ

“Yazılarımı farklı tarihlerdeki ziyaretlerimin ardından kaleme aldım. Kaçınılmaz olarak güncel birçok bilgi içeriyor ama güncel demek bugünün dünyasında hız ve değişimin eş anlamlısı. Bu nedenle yazılarımı referans alıp seyahat planı yaparken değişken bilgileri  (tarihi mekanları ziyaret, yemek ve konaklama önerileri, ulaşım bilgileri vs.) kontrol etmeyi unutmayın. Ve siz de benim gibi “bilgi paylaştıkça güzel” felsefesine inananlardansanız, yazıları zenginleştireceğini düşündüğünüz detayları iletin. Yolunuz açık olsun, gezgin ruhunuz hiç yaşlanmasın!”
  • İstanbul

    Onda yaşamak yerine onu yaşamak gereken 7 tepeli şehrin; semtlerinden müzelerine, tarihinden camilerine kadar bilinen ve bilinmeyen köşeleri…

  • Türkiye

    Binlerce yıllık kültür hazinesi, medeniyetler beşiği topraklarımızı keşfetmek için kuzeyden güneye, doğudan batıya adım adım yolculuk…

  • Avrupa

    Yılın her dönemi ziyaret edilen ışıltılı başkentler, dünya hazinelerini saklayan müzeler, zarafet ve estetiği buluşturan kültürlerden izler…

  • Amerika & Avustralya

    Her zaman merak uyandıran coğrafyalar ve mesafelere aldırmadan gitmek isteyeceğiniz şehirler…

  • Asya & Afrika

    Doğa harikalarından kültür miraslarına, şaşırtıcı geleneklerden mimari başyapıtlara kadar sayısız hazine…

  • Özel Dosyalar

    Özel günlere ilişkin öneriler, ilginç konulara ilişkin yazılar, farklı coğrafyaları bir araya getiren karma konular…

Orient Ekspresi

Kesinlikle dünyadaki en ünlü, en büyüleyici ve en gizemli tren  yolculuğu olan Orient Ekpresi ilk kez 1888’de Londra’dan yola çıkmış ve Paris üzerinden İstanbul’a ulaşmış. 68 saat süren yolculukta, seçkin yolcular için trende zamanın tüm konforu sağlanmış. Altın çağını yaşadığı dönemlerde ekspres, haftada iki kez sefer yapıyormuş. Ölümsüz polisiye yazarı Agatha Christie’nin başrole en az kendisi kadar ünlü Belçikalı dedektif Hercule Poirot’u oturttuğu “Orient Ekspresi’nde Cinayet” romanı 1974 ve 2001’de olmak üzere iki kez sinemaya aktarılmıştı.

İznik Çinileri

Türkiye’nin çinicilik tarihi çok eskidir ve M.Ö. 7000 yılına kadar uzanır. Ancak en değerli olanları 16. yüzyıldan sonra yapılanlardır. 1514 yılında Tebriz’in alınmasıyla birlikte Acem çini ustaları İznik’e taşınmışlar ve çini sanatının burada gelişmesine büyük katkı sağlamışlardı. Lale ve karanfillerde kullanılan ender ve değerli mercan kırmızısının ilk yapıldığı yerdir İznik. 17 yüzyılda ise meşale Kütahya’ya devredilmiştir.

Rüstem Paşa Kimdir?

Kanuni Sultan Süleyman’a iki farklı dönemde sadrazamlık yapan Damat Rüstem Paşa (1500-61), Mihrimah Sultan’la da evlenerek padişahın damadı olmuş. “Damat” lakabını da bu yüzden almış. Hürrem Sultan (Roxelana) ve eşiyle bir olup Şehzade Mustafa’nın öldürülmesine sebep olduğuna inanılır. Karşıtlarının kendisini gözden düşürmek için çıkardığı “cüzzamlıdır” dedikodusu yayıldığı sırada üzerinde bit çıktığı için yazılan “Olucak bir kişinin bahtı kavi talii yar / Biti dahi mahallinde anın işine yarar” (Ballı kişinin üstünde bit çıksa işe yarar) beyitinden sonra bir lakabı da “İkbal Biti”olarak kalmış, çünkü cüzzamlı insanda bit olmayacağına inanılırmış o zamanlar… Yaşadığı dönemde padişahtan sonra en zengin insan olduğuna inanılan Rüstem Paşa, bu muhteşem servetinin bir kısmını Cağaloğlu’ndaki Rüstem Paşa Medresesi ve Karaköy’deki Rüstem Paşa Han’ının yapımına harcamış. Şehzade Mehmed için yapılan camide, Şehzade Mehmed’in yanına gömülmüş.

Yazıyı paylaş :