SÜLEYMANİYE CAMİİ

SÜLEYMANİYE CAMİİ

Yazıyı paylaş :

Sinan’ın Kalfalık Eseri
İstanbul’un ufkunda tüm görkemi ve gururuyla durur Süleymaniye. Yüzyıllar sonra ve daha yüksek inşa edilen binalar bile onun yanında küçük ve önemsiz kalır. XVI. yüzyılda bir cihan padişahına yakışacak şekilde şehrin en güzel ve en büyük külliyesi olarak yapılmış bu mimari manzume aynı zamanda Kanuni Sultan Süleyman ve eşi Hürrem’in de ebedi istirahatgahıdır. Yakınındaki Şehzade Camii ebat olarak Süleymaniye’den daha küçük olsa da güzellik ve zarafet bakımından Süleymaniye’den hiç de aşağı kalmaz. Civardaki güzelim ahşap evlerse Süleymaniye ve Şehzade Camii’nin ihtişamlı görüntüleriyle uyumlu hale gelebilmek ve eski güzelliklerine kavuşabilmek için sabırla ilgi bekliyor.

İstanbul’un üçüncü tepesini taçlandıran Süleymaniye, kilometrelerce uzaktan bile görülebilecek şekilde Osmanlı mimarlarının en büyüğü kabul edilen Mimar Sinan (1497-1588) tarafından tasarlanmış.Yapımında dönemin en ünlü sanatkarları ve mimarlarının Sinan’ın emrinde çalıştığı cami, özellikle 2009 senesinde geçirdiği restorasyondan sonra görkemini daha bir gözler önüne serip daha bir kucakladı İstanbul’u.

Süleymaniye, Kanuni Sultan Süleyman (1520-1566) tarafından tahta çıkışının otuzuncu yıldönümünü kutlamak amacıyla yaptırılmış. İnşaat 1550 senesinde başlamış ve sadece temel çalışmaları üç yıl sürmüş. Cami yedi yılda bitmiş ama etrafını saran medrese, kütüphane, hastane, hamam, imaret, hazire ve dükkanlardan oluşan külliyenin bitmesi bir yıl daha sürmüş. Tüm eserleri dikkate alındığında Koca Sinan Edirne’deki Selimiye için “ustalık eserim” der, Süleymaniye için ise “kalfalık eserim”…  Büyük açılış gününde, camiden çok etkilenen padişahın eseri açma onurunu mimara verdiği söylenir.

Dış görünüş
Büyüklüğü yanında ferahlığı ve sonsuzluğu da hissettiren, son derece sade bir görünüşe sahip Süleymaniye Camii’nde birçok tarihi olay sayılarla sembolleştirilmiş. Dört minare Kanuni Sultan Süleyman’ın İstanbul’un fethinden sonra dördüncü padişah olduğunu simgelerken on şerefesi ile de kuruluştan bu yana tahta geçen onuncu sultan oluşuna atıfta bulunulmuş. Ayrıca büyük kubbesini tutan ve  biri Efes’teki Artemis Tapınağı’ndan, ikisi Mısır’dan ve sonuncusu da İstanbul’daki bir dikilitaştan gelen dört sütunun İslam’ın ilk dört halifesini temsil ettiği düşünülüyor. Mimarbaşı cami avlusunun dört köşesine birer minare yerleştirmiş. Bunlardan avluya bitişik olan ikisi, üç şerefeli ve 76 metre yüksekliğinde, diğer ikisi ise ikişer şerefeli ve 56 metre yüksekliğinde. İç avluya açılan üç kapının işçiliklerine dikkat etmeyi unutmayın. 28 revağın süslediği avlunun ortasında bir şadırvan yer alıyor.

İç görünüm
Duvarları şahane İznik çinileri, pencereleri ve vaiz kürsüsü sedef kakmalı ahşap ile süslenmiş. Mihrap ve mimber Marmara Adası’ndan getirilen mermerden yapılmış. Vitrayları zamanın ünlü camcısı Sarhoş İbrahim’in eseri. Hat çalışmalarına ise eserlerini Piyale Paşa Camii’nde de görebileceğiniz Ahmet Karahisari (1468-1556) başlamış, onun kör olmasından sonra öğrencisi Hasan Çelebi işi tamamlamış. Mihrabın iki yanına Fatiha sûresi, ana kubbesine ise Nur sûresi yazılmış. Tüm bu görkemli tanımlamadan sonra inanması zor ama Süleymaniye Camii’nin içi son derece mütevazı ve sade. Bu da muhtemelen Mimar Sinan’ın dindeki sadelik anlayışını yansıtıyor.

Mimar Sinan caminin iç mimarisinde iki özel teknik kullanmış. Farklı yerlere koyduğu küpler ve tuğlalar arasına bıraktığı boşluklarla yapının muhteşem bir akustiğe sahip olmasını sağlamış. Bir diğer yöntemle de kandillerden çıkan islerin tek bir noktada toplanması için hava akımı yaratmış. Çıkacak islerin camiyi kirletmesini engellemiş.

Cami Külliyesi
Süleymaniye Camii’ni ziyaret etmenin en keyif verici yanı camiye ait külliyenin büyük kısmının hala ayakta olduğunu görmek. Külliye kervansaraydan medreseye, hamamdan hastaneye kadar çok değişik fonksiyonlardaki yapılardan oluşuyor. Cami haziresinde yer alan Hürrem Sultan Türbesi son derece sade ve zarif dış görünüşü ile yanıltmasın sizi, içini süsleyen muhteşem İznik çinileri türlerinin en güzel örneklerinden kabul ediliyor. Sekizgen şekli ve revaklarıyla Kanuni için oldukça değişik bir türbe tasarlamış Sinan. Kubbesine yerleştirdiği değerli taşlarla da padişahın üstünde yıldızlı bir gökyüzü yaratmış. Burada padişahlardan II. Süleyman ve II. Ahmed ile beraber ebedi uykusuna çekilmiş Kanuni. Hemen yakındaki kubbeli yapı üçüncü bir türbe gibi durmakla beraber aslında Dar-ül Kurra, yani öğrencilere Kuran kursu.

Medreseler
Osmanlı eğitim sisteminde en üst nokta demek olan Süleymaniye medreseleri Dar-ül Hadis, Darrüttıb, Mülazımlar Medresesi ve diğer dört medreseden oluşmuş. Mimari olarak aralarında en ilginç olanı, hadis ilimlerinin öğretildiği Dar-ül Hadis, düz bir hatta sıralanan odaları ile bir treni andırıyor, odaların sonunda ise alışık olunanın aksine bir meydana değil harika manzaralı bir köşke varılıyor. Dört medreseden Şehzade Camii tarafında yeralan ve birbirinin tamamen aynı olan Evvel (Birinci) ve Sani (İkinci) medreseleri bugün Süleymaniye Kütüphanesi olarak kullanılıyor. Haliç tarafına bakan Salis (Üçüncü) ve Rabi (Dördüncü) medreseleri ise eğimli bir arazinin üzerine yapılmış. Bu arazinin alt kısmında bulunan 20 odalı Mülazimler Medresesi’nin Salis ve Rabi medreseleri ile arasında bir de geçit mevcut. Külliyenin en çok zarar görmüş binası ise o dönemde teorik tıp eğitimi veren Darüttıb Medresesi. Medreseler İstanbul Üniversitesi’nin de temellerinin atıldığı yer olmuş.

İmaret
Sultan camilerinin yanına imaret yapılması bir gelenek; bir zamanlar sadece yoksullara dağıtılanlar değil, külliyede çalışanlara ve medrese öğrencilerine verilen yemekler de Süleymaniye imaretinde hazırlanmış. Hergün binlerce insan için yemek pişirilen imaret, bir süre sonra sarayın ziyafet salonu gibi kullanıldığı için “Darüzziyafe” adıyla anılmış. 1914-1983 seneleri arasında Türk İslam Eserleri Müzesine ev sahipliği yapan bina 1992 yılında Darüzziyafe Mutfağı olarak hizmete girmiş. Revaklı bina, eski bir değirmen ve 7 ton ağırlığında mermer bir buz teknesi de barındırıyor. Çınar ağaçlarının gölgelediği avlunun tarihinin XV. yüzyıla dayandığı söyleniyor.

Eğimli arazisi nedeniyle Vefa Caddesi tarafına bakan tarafı iki katlı olan Darüşşifa, külliyenin batı ucunda. 2009 yılında restore edilmiş ancak kullanılmıyor ve içeri girmek de mümkün değil. Yolcuların ve hayvanların konaklayabildiği Süleymaniye Kervansarayı, arazi eğimi nedeniyle Darüşşifa’nın altında oluşan boş kalan hacme yapılmış. Maalesef ziyarete kapalı.

Mimar Sinan’ın en hayranlık uyandıran hamamlarından biri olan Süleymaniye Hamamı, esas olarak külliye çalışanları için planlandığından çifte hamam olarak yapılmamış. Bugün hala kullanılıyor ve turistlerin büyük ilgisini çekiyor.

Sinan türbesini ölmeden kısa bir süre önce, Süleymaniye’nin yakınına yaptırmış. Türbe bir yol çatalında üçgen bir alanda bulunuyor. Koca Sinan sebilin hemen arkasındaki mezarlıkta altı sütunlu, dört tarafı açık türbede yatıyor.

Botanik Bahçesi
Sinan’ın türbesinden biraz ileride yer alan İstanbul Müftülüğü’nün büyük kapısından içeriye girin, sola döndükten sonra aşağı inin. Hoş bir bahçeyle karşılaşacaksınız. Burası İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Botanik Bölümü’nün bahçesi. Terasından Marmara Denizi, Boğaz ve Haliç’in oluşturduğu olağanüstü manzarayı seyretme imkanı veren bahçe, büyük şehrin ağırlığını hissedenler için tam bir “fikr-i firar” köşesi.

Burmalı Mescit
Bozdoğan (Valens) Kemeri’nin yanındaki Şehzade Camii’nin önüne ulaştığınızda, parkın içinde, küçük ama bir o kadar güzel Burmalı Mescidi göreceksiniz. Adını tek minaresinin dış yüzeyinin spiral şeklinde olmasından alan, bu özelliği ile de İstanbul’da tek olan mescit Antalya’daki Yivli Minare’ye benziyor. 1540 senesinde Kadı Emin Nureddin Osman için yaptırılan mescit, Bizans sütun başlarının kullanıldığı üç kemerli verandası ve köşedeki kapısıyla dikkati çekiyor.

Şehzade Camii
Şehzade Camii daha küçük olmakla beraber Süleymaniye Camii kadar güzel ve zariftir. Mimar Sinan’ın “çıraklık eserim” diye tanımladığı yapı, Süleymaniye ve Selimiye camilerine giden mimari yolun ilk basamağıdır aynı zamanda. Kanuni Sultan Süleyman çok sevdiği ve 1543 senesinde Manisa valisiyken çiçek hastalığından ölen oğlu Şehzade Mehmed için yaptırmış cami ve külliyeyi. Çifte pencerelerin üzerinde yer alan gözalıcı kırmızı, beyaz ve mavi bacaların (nefeslik) olduğu muhteşem revaklı bir avlu ile girilir camiye. Cümle kapısının yanındaki minareler, diğer cami ve minarelerdeki sadeliğe tezat teşkil eden benzersiz süslemeleri ile hemen dikkat çeker. Kare planlı yapıda Rönesans mimarlarının “yarım kubbe” sorununu da çözen Sinan, binayı bir büyük kubbenin merkezde olduğu dört yarım kubbe ile örtmüş. 1544-48 yılları arasında inşa edimiş camiden içeri adım attığınız an Sinan’ın sadelik ve sonsuzluk anlayışının yansıdığı bir alanla karşılaşırsınız. Çinilerle dekore edilmiş cami, diğer birçok caminin veremediği bir rahatlama hissi yaratır.

Camiden daha önce bitirilmiş olan Şehzade Mehmed’in türbesi ve daha sonradan eklenen türbelerle burası bir hazireye dönmüş. Toplam otuz pencereyle aydınlatılan ve Osmanlı mimarisinin en güzel mezar örneklerinden kabul edilen türbenin sekizgen yapısı kubbeyle örtülmüş. Bezemeleri ve işçiliğiyle dikkat çeken türbede üvey kardeşi Şehzade Mustafa’nın 1553 yılında öldürülmesinin üzüntüsüyle öldüğü söylenen kardeşi Şehzade Cihangir de yatıyor. Şehzade Mehmed’in türbesinin hemen yanında Sinan tarafından yapılan Rüstem Paşa’nın istirahatgahı ve 1603 senesinde Dalgıç Mehmet Ağa tarafından yapılan Sadrazam İbrahim Paşa’nın türbesi var. Her üç türbe de İznik çinilerinin en güzel örnekleriyle süslenmiş, bu yüzden ziyarete açık olmaması üzücü.

Bahçede ayrıca Sultan III. Mehmed’in oğlu Mahmud, Sultan III. Murad’ın kızı Hatice Sultan ve Şehzade Mehmed’in torunu Fatma Sultan’ın türbeleri var. Bir diğer türbe de alışılmadık dikdörtgen şekliyle dikkat çeken ve diğerlerinden uzağa yapılan Destari Mustafa Paşa ve eşi Ayşe Hatun’un türbesi. Paşa’nın sağlığı zamanında kendisi tarafından yaptırılmış. Mavi, yeşil, kırmızı ve turkuaz renkli çiçek desenli harika İznik çinileri ile süslenmiş türbe ziyarete açık.

Külliyenin bazı binaları bahçenin dış duvarları boyunca yer alıyor. Külliyeye ait bir dershane ile yirmi hücreden oluşan ve camideki gibi çok renkli taşlarla süslenen medrese, bugün Şehzade Mehmed Sofrası’na ev sahipliği yapıyor. Dedeefendi Caddesi’ni geçince muhteşem revaklı girişiyle dikkat çeken ama günümüze ulaşamayan Sıbyan Mektebi ve imaretin kalıntıları çıkıyor karşınıza.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi
Caminin karşısındaki L şeklindeki binanın önünde Türk büyüklerinin büstleri bulunuyor. Şehzadebaşı Caddesi üzerinde 1953 yılında inşa edilen yapıyı Nevzat Erol tasarlamış.

Damat İbrahim Paşa Medresesi
Şehzadebaşı Caddesi’nin Dedeefendi Caddesi ile kesiştiği yerde, 1720 senesinde Sultan III. Ahmet’in Sadrazamı Nevşehirli Damat İbrahim Paşa için kütüphane ve Dar-ül Hadis olarak inşa edilmiş. 1730 Patrona Halil Ayaklanması sırasında öldürülünceye kadar saraydaki güçlü konumunu koruyan Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’nın türbesi gücünü yansıtmayan mütevaziliğe sahip ve külliyenin güneyinde bulunuyor. Dershanesi minare eklenerek camiye çevrilen külliyenin medreseye bitişik yapılan çeşmesi ve sebili yol çalışmalarından zarar görmüş. Çiçek şeklindeki süslemeleri Lale Devri’nin mimari anlayışını yansıtan külliye bugün Doğu Türkistan Vakfı’na ev sahipliği yapıyor.

Kalenderhane Camii
XII. yüzyılda Theotokas Kryiotissa adıyla inşa edilen bu haşmetli kilise, daha sonraki adını şehrin Osmanlılara geçtiği dönemde burayı tekke olarak kullanan Kalender dervişlerinden almış. Kilisenin sahip olduğu en büyük hazine ise 1250’lerde İstanbul’un Latin İstilası altında olduğu sırada yapıldığı düşünülen Assisi’li Aziz Francis freski… Bu, dünyada bulunan ve bu azize ait en eski fresk olarak kabul ediliyor. İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde olan fresk maalesef sergilenmiyor. Ayrıca yine kilisede bulunan ve tapınaktaki Hz. İsa’yı gösteren mozaiğin VII. yüzyıldan kaldığı ve bu bağlamda şehirde ele geçen tek İkonoklastik dönem öncesi mozaiği olduğuna inanılıyor. Kilisenin yanındaki kazılar, burada IV-V. yüzyıllarda yapılan bir hamam iki kilise olduğunu ortaya çıkarmış.

Bölge evleri
Maalesef Süleymaniye’nin yakınındaki evlerin çoğu harap durumda ya da yangına kurban gitmiş. Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurulan KUDEB (Koruma Uygulama Denetim Bürosu) himayesinde yavaş ama emin adımlarla restorasyona alınan evlerin yüzü gülmeye başlamış. KUDEB; Kayserili Ahmed Paşa Sokağı’nda bulunan muhteşem Ahmed Paşa Konağı’nı seçmiş ofis olarak… Bina XIX. yüzyıl devlet adamlarının yaşadığı konaklara güzel bir örnek teşkil ediyor. Osmanlı’da Bahriye Nazırı olan Ahmed Paşa (1806-78) 1876’da Sultan Abdülaziz’in tahttan indirilmesi için hazırlanan planın içinde yer almış. Harikulade boyanmış duvar ve tavanları sahip olan konak 1970’lerdeki yıkımlardan kıl payı kurtulmuş.

NASIL GİDİLİR?
Divan Yolu boyunca yürüyebilirsiniz veya Beyazıt durağına tramvayla gidip Sahaflar Çarşısı’ndan Çadırcılar Caddesi boyunca devam edebilirsiniz. Cadde, Fuatpaşa Caddesi olarak İstanbul Üniversitesi yanından devam eder. Eğer sola, Sami Onar Caddesi’ne saparsanız, sağdaki Dar-ül Hadis Medresesi’nin önüne çıkarsınız. Eminönü’nden kalkan 32 numaralı otobüs sizi Şehzadebaşı Camii’ne götürecektir. Unkapanı -Aksaray hattından geçen araçlara binerseniz Haşim İşcan Geçidi’nde inin.

NE YAPILIR?
Bir Mimar Sinan eseri olan Süleymaniye Hamamı’nda (Tel: 0212 519 55 69, www.suleymaniyehamami.com) keyif yapmayı deneyin. Turistik olduğundan hamamda kadınlar ve erkekler birlikte yıkanıyor.

BİLGİ

“Yazılarımı farklı tarihlerdeki ziyaretlerimin ardından kaleme aldım. Kaçınılmaz olarak güncel birçok bilgi içeriyor ama güncel demek bugünün dünyasında hız ve değişimin eş anlamlısı. Bu nedenle yazılarımı referans alıp seyahat planı yaparken değişken bilgileri  (tarihi mekanları ziyaret, yemek ve konaklama önerileri, ulaşım bilgileri vs.) kontrol etmeyi unutmayın. Ve siz de benim gibi “bilgi paylaştıkça güzel” felsefesine inananlardansanız, yazıları zenginleştireceğini düşündüğünüz detayları iletin. Yolunuz açık olsun, gezgin ruhunuz hiç yaşlanmasın!”
  • İstanbul

    Onda yaşamak yerine onu yaşamak gereken 7 tepeli şehrin; semtlerinden müzelerine, tarihinden camilerine kadar bilinen ve bilinmeyen köşeleri…

  • Türkiye

    Binlerce yıllık kültür hazinesi, medeniyetler beşiği topraklarımızı keşfetmek için kuzeyden güneye, doğudan batıya adım adım yolculuk…

  • Avrupa

    Yılın her dönemi ziyaret edilen ışıltılı başkentler, dünya hazinelerini saklayan müzeler, zarafet ve estetiği buluşturan kültürlerden izler…

  • Amerika & Avustralya

    Her zaman merak uyandıran coğrafyalar ve mesafelere aldırmadan gitmek isteyeceğiniz şehirler…

  • Asya & Afrika

    Doğa harikalarından kültür miraslarına, şaşırtıcı geleneklerden mimari başyapıtlara kadar sayısız hazine…

  • Özel Dosyalar

    Özel günlere ilişkin öneriler, ilginç konulara ilişkin yazılar, farklı coğrafyaları bir araya getiren karma konular…

Direklerarası’nda Ramazan

Günümüzde Ramazan ayında insanlar, iftar zamanı ve sonrasında Hipodrom’a (Atmeydanı) akın ediyorlar. Geçmişte ise Şehzade Camii’nin çevresindeki Direklerarası olarak bilinen alan kullanılmış. Sihirbazlar, akrobatlar ile Karagöz ve Hacivat kalabalığı eğlendirirmiş. Sonra, tiyatro ve  sinemanın temelleri de burada atılmış. 1950’lerde gece hayatı Taksim’e kaymış. Direk denilen aslında eski sütunlarmış, onlar da yıkılmış. Bugün buraya gelen ziyaretçilere geçmişin eğlencelerini hatırlatabilecek hiçbirşey kalmamış.

Mimar Sinan ve devşirme sistemi

Benzersiz Osmanlı yapılanmasında devşirme; gayrimüslim erkek çocukların toplanarak saraya hizmet etmek üzere yetiştirilmeleriydi. 1490 senesinde Kayseri yakınlarındaki Ağırnas’ta doğan Mimar Sinan İstanbul’da okula gönderilip eğitilen ve Müslüman yapılan çocuklardan biriydi. İmparatorluğun en saygın mimarı olarak 320’den fazla esere imza attı. Toplamda 84, İstanbul’da 42 cami yaptı. Osmanlı’da devşirme sistemi 1703’ten sonra bitti.

Camiinin Şehzadebaşı Caddesi’nde yer alan girişindeki sütun, XVI. yüzyıl İstanbul’unun Mimar Sinan tarafından hesaplanan merkezini işaretler.