TEPEBAŞI VE PERA MÜZESİ

TEPEBAŞI VE PERA MÜZESİ

Yazıyı paylaş :

Sanat Kokusu
“Gün batımı bu kadar mı güzel olur?” dedirtir insana… Son zamanlarda eski binaların restore edildiği, konutların yok olup yerlerini iş yerlerinin ya da otellerin aldığı Tepebaşı, 19. yüzyıl sonlarına kadar Müslüman mezarlıklarıyla doluymuş.

1870’lerden itibaren imara açılan Tepebaşı daha çok yabancıların ve Levantenlerin tercih ettiği bir yerleşim yeri olmuş. Yeniden moda olan semt, İstanbul’un en iyi sergi mekanlarından birini, Pera Müzesi ’ni de barındırıyor. Birçok ünlünün yanısıra Atatürk’ü de ağırlama onuruna erişen Pera Palas Oteli ise sadece birkaç adım uzaklıkta. Meşrutiyet Caddesi’ne sıralanmış muhteşem 19. yüzyıl binalarının 21. yüzyıldaki görevleri ise bazı konsolosluklara ev sahipliği yapmak.

Pera Müzesi (www.peramuzesi.org.tr; pazartesi günleri kapalı) Meşrutiyet Caddesi’ndeki görkemli bir köşkün ev sahipliğinde, Büyük Londra Oteli’nden birkaç adım ötede yer alıyor. Eskiden Bristol Oteli olan ve Tepebaşı’nın tarihi atmosferini çok iyi yansıtan bina, Suna ve İnan Kıraç Vakfı tarafından şehre müze olarak armağan edildi. Özel koleksiyonun yanı sıra, diğer üç katında da hem yerli hem de uluslararası sergiler için yer sağlayan ve İstiklal Caddesi’nden erişimin çok kolay olduğu müze sadece sanat eserleriyle değil muhteşem Haliç manzarasıyla da mutlu ediyor misafirlerini.

Bir küçük öneri; müzeyi gezmeye üst kattan başlayın ve yukarı çıkarken kullandığınız asansöre dikkat edin. Kapılarını genellikle o an sergilenen objelerden detayların yer aldığı fotoğraflar giydiriyor.

Müzenin dördüncü katı,“İstanbul: Rüyaların Şehri” isimli, 17. ve 20. yüzyıllar arasındaki Osmanlı İmparatorluğu döneminde şehir hayatını gösteren sergiye ayrılmış.  Osman Hamdi Bey’in ünlü “Kaplumbağa Terbiyecisi” isimli eserini bulacağınız yer burası. Sergilenen eserlerin bir kısmı yabancı sanatçılar tarafından yapılmış, bunların arasında Osmanlı padişahlarına 1896’dan 1909 yılına kadar saray ressamlığı yapan İtalyan Fausto Zonaro ve 1842’den 1882’ye kadar İstanbul’da yaşamış Maltalı sanatçı Amadeo Preziosi de var. İstanbul manzaralarını tasvir eden en eski resimler, genellikle günümüze kadar ulaşamamış binaları gösteriyor, zaman geçtikçe de bu tür  resimlerin popülerliği artıyor. Özellikle, Fransız sanatçı Jean-Baptiste Vanmour’un 18. yüzyılda yaptığı ve mekanların içlerini gösteren tablolar çok ilgi görüyor. Mıgırdıç Civanyan tarafından resmedilen Sadabad’daki Sait Paşa Yalısı İstanbul’un kayıp mimari hazinelerinden sadece biri.

Müzenin üçüncü katında Kütahya Çini ve Seramik Koleksiyonu görülebilir. Bazen çini ve seramik sanatında İznik’in gölgesinde kalan Kütahya, aslında Türkiye’nin en iyi seramik sanatı çalışmalarından bazılarını çıkarmış fırınlarından. Sergideki koleksiyon özellikle, aralarında insan figürleriyle süslenmiş çömleklerin ve kiliselerin içine asılan yumurta benzeri süslerinde olduğu 18. ve 20. yüzyıllar arasında yapılmış objeleri sunuyor.

Müzenin ikinci katında sergilenen Anadolu Ağırlık ve Ölçü Sistemleri doğruyu söylemek gerekirse daha çok bu işin uzmanlarına hitap ediyor. Tarih öncesi çağa kadar giden objeler, yüzyıllara göre kronolojik olarak sıralanmışlar ve pek çoğu araziden tıbbi ilaçların ölçümüne kadar herşeyin ölçümünde kullanılabilecek kadar maharetli aletler…

Café Pera
Pera Müzesi ’nin giriş katı kitaplar ve sergilenen eserlerin reprodüksiyonlarını satan bir hediyelik eşya dükkanına ev sahipliği yapıyor. Ayrıca bu katta, özellikle 20. yüzyıl orta Avrupa’sını ve Viyana’yı hatırlatan tarzda döşenmiş şık bir kafe de var. Buradaki en önemli obje ise, Maria Callas’a babası tarafından hediye edilen piyano; Callas piyanoyu müzik öğretmenine vermiş, o da Ankara’ya getirmiş ve sonra Galatasaray Lisesi öğretmenlerinden yazar Mordo Dinar’a geçmiş piyaNo:Burada yazar Yiğit Okur’un gözüne çarpan piyano, yazara ilham vermiş ve sanatçı “Piyano” adlı kitabını yazmış. Kitabın bir kopyası piyanonun üstünde duruyor.

Meşrutiyet Caddesi
Ünlü İstiklal Caddesi’ne paralel, güney ucunda Tünel, kuzey ucunda da İngiliz Konsolosluğu olan caddenin bir zamanlarki lakabı, Paris’teki ünlü Champs d’Elysee Caddesi’ni hatırlatmasından ötürü Le Petit-Champs (Küçük Champs) imiş. Bir zamanlar iki yanında zengin Avrupalıların oturduğu harikulade 19. yüzyıl binaları sıralanırmış. 20. yüzyılda bu binalar farklı şekillerde kullanılmaya başlanmış; örneğin Casa d’Italia, önce İtalyan evi, sonra da İtalyan Kültür Merkezi olurken, Mösyö Glavany’nin evi, Belle Vue Otel (şimdiki Büyük Londra Oteli) olmuş.

Meşrutiyet Caddesi’ne ulaşmak için, Tünel’den çıkın, önce sola sonra da sağa dönün. Yürürken solunuzda 19. yüzyıldan kalma muhteşem bir köşk göreceksiniz. Orijinal adı, Palazzo Corpi olan ve Cenevizli banker bir aile olan Corpisler için yapılan bina 20. yüzyılda, şimdilerde İstinye’ye taşınan, Amerikan Konsolosluğu olarak kullanılmış. Hemen yakınında ünlü Pera Palas Oteli’ni (detaylar aşağıda) görebilirsiniz. Otelin yanındaki Haliç manzaralı açık alanda  19. yüzyılda Theatre de Petit Champs varmış. Hemen yan tarafta ise kimilerinin “İstanbul için bir trajedi” olarak tanımlanan cam ve çelik karışımı modern TRT binası var. Kıraç Vakfı’nın bu binayı yıktırıp, Pera Müzesi ’nin bir uzantısı olarak bir kültür sarayına dönüştürmesi planlanıyor bir süredir… Yolun karşısındaki Büyük Londra Oteli 1892’de açılmış ve asansör ve banyo küveti gibi dönemin en son teknolojisiyle donatılmış olduğunu duyurmuş. Ernest Hemingway ünlü misafirlerinden sadece biri.

Orijinal olarak 1801’de inşa edilen İngiliz Konsolosluğu (Pera Evi), 1844’deki yangından sonra, William James Smith ve Charles Barry’ni yarattığı ve en iyi örneği Londra’daki Avam Kamarası binasında görülen mimari tarzda yeniden yapılmış. 2003’teki ölümlere yol açan bombalama olayında kapısı zarar görmüş. O zamandan beri daha sıkı hale getirilen güvenlikten geçip içeri girenler her temmuz verilen partiye ev sahipliği yapan çimenler içinde harika bir İngiliz bahçesiyle karşılaşırlar. Konsolosluğun bahçesindeki St. Helena Şapeli de bombalamadan zarar görmüş ve son zamanlarda restorasyona alınmış.

Pera Palas Oteli
Pera Palas Oteli’nin (www.perapalas.com) bulunduğu yerde bir zamanlar Haliç’e bakan Pera Sarayı varmış. Compagnie Internationale des Wagons-Lits’i kuran Belçikalı Georges Nackelmackers’in 1895’de mimar Alexandre Vallury’ye, kendisine ait Orient Ekspress treniyle Avrupa’dan İstanbul’a varan yolcuların kalması için yaptırmış binayı. Otelin ilk yıllarında kendini tanıtmak için söylediği “tamamen sağlıklı bir ortamda, her anlamda yüksek bir konumda” sözleri ne yazık ki bugün güçlükle söylenebilir. Ünlü konukları arasında “Şark Ekspresinde Cinayet” kitabının da yazarı Agatha Christie, Holywood yıldızı Greta Garbo, casus Mata Hari, Yugoslavya Başkanı Tito ve İngiltere Kralı VIII. Edward’ın bulunduğu otelde Atatürk 101 no’lu odada konaklamış.

NASIL GİDİLİR?
Karaköy’den Tünel’e binip, yukarda indiğiniz zaman önce sola sonra da sağa dönün.

NE YAPILIR?
İstanbul Culinary Institue (İstanbul Aşçılık Enstitüsü)’da (Tel: 0212 251 22 14, www.istanbulculinary.com) aşçılık yeteneğinizi deneyin.

BİLGİ

“Yazılarımı farklı tarihlerdeki ziyaretlerimin ardından kaleme aldım. Kaçınılmaz olarak güncel birçok bilgi içeriyor ama güncel demek bugünün dünyasında hız ve değişimin eş anlamlısı. Bu nedenle yazılarımı referans alıp seyahat planı yaparken değişken bilgileri  (tarihi mekanları ziyaret, yemek ve konaklama önerileri, ulaşım bilgileri vs.) kontrol etmeyi unutmayın. Ve siz de benim gibi “bilgi paylaştıkça güzel” felsefesine inananlardansanız, yazıları zenginleştireceğini düşündüğünüz detayları iletin. Yolunuz açık olsun, gezgin ruhunuz hiç yaşlanmasın!”
  • İstanbul

    Onda yaşamak yerine onu yaşamak gereken 7 tepeli şehrin; semtlerinden müzelerine, tarihinden camilerine kadar bilinen ve bilinmeyen köşeleri…

  • Türkiye

    Binlerce yıllık kültür hazinesi, medeniyetler beşiği topraklarımızı keşfetmek için kuzeyden güneye, doğudan batıya adım adım yolculuk…

  • Avrupa

    Yılın her dönemi ziyaret edilen ışıltılı başkentler, dünya hazinelerini saklayan müzeler, zarafet ve estetiği buluşturan kültürlerden izler…

  • Amerika & Avustralya

    Her zaman merak uyandıran coğrafyalar ve mesafelere aldırmadan gitmek isteyeceğiniz şehirler…

  • Asya & Afrika

    Doğa harikalarından kültür miraslarına, şaşırtıcı geleneklerden mimari başyapıtlara kadar sayısız hazine…

  • Özel Dosyalar

    Özel günlere ilişkin öneriler, ilginç konulara ilişkin yazılar, farklı coğrafyaları bir araya getiren karma konular…

Osman Hamdi Bey ve Kaplumbağa Terbiyecisi

Çok yönlü bir insan olan Osman Hamdi Bey (1842-1910) sadece bir arkeolog ve müzeci değil, aynı zamanda “Oryantalist” bir ressamdı. 19. yüzyıl Türkiye’sindeki günlük hayatı anlattığı tablolarının birçoğunda kendisini de resmetmiş; sırtında mum taşıyan kaplumbağalar 18. yüzyılda Lale Devri’nde, Topkapı Sarayı’ndaki eğlencelerin aydınlatılmasında kullanılırmış. “Kaplumbağa Terbiyecisi” isimli tablosunda bu  kaplumbağaları terbiye eden derviş kılığında görünüyor Osman Hamdi Bey… Bu tablo 2004 yılındaki bir açık arttırmada 3,5 milyon dolara satılmış. Bu, o zamana kadar bir Türk ressamın eseri için ödenen en yüksek meblağ olmuş. O zamandan beri, çok popüler olmuş ve resim fayanslardan t-shirtlere kadar pek çok yerde kullanılmaya başlanmış.

Pera

Pera, bir zamanlar Levanten olarak bilinen yabancı diplomat ve tüccarların yaşadığı, İstiklal Caddesi’nin çevresindeki bölgeye verilen isimdi. Bu adlandırmanın Yunanca’da “diğer taraftaki incir bahçesi” anlamına gelen “peran en skai” den geldiği sanılıyor. 19. yüzyılda burada bulunan ahşap evler, özellikleri korunarak yeniden bu kez dayanıklı taş malzemeden inşa edilmişler. Böylece gündelik hayatın bir parçası haline gelen son derece yıkıcı yangınların da önüne geçilebilmiş. Cumhuriyetin kurulduğu ilk yıllarda ismi Beyoğlu olmuş.