Balat

Balat

Yazıyı Paylaş :

BİR GÖNÜLLÜ KAYBOLMA HALİ: BALAT’TAKİ İSTANBUL

İstanbul’un adeta açık hava fotoğraf atölyesi olan Balat, profesyonel makinelerini boynuna asan herkesin mutlaka uğradığı ve poz vermeyi çoktan öğrenmiş semt çocuklarının gönüllü asistanlığı ile ilk fotoğrafların çekildiği yer. Fener ve Ayvansaray arasında yer alan bu renkli semt, karşısındaki Hasköy gibi geniş Yahudi nüfusunu barındırmış yıllarca; bu nedenle de cami ve kiliselerle birlikte sinagoglar da ulaşmış günümüze. Bu koca şehirde yaşayın ya da yaşamayın ama İstanbul’u solumak istiyorsanız mutlaka bir gün Balat’ın sokaklarında kaybolun…

İstanbul’un En Eski Sinagogu

Balat’taki ilk durağınız Ahrida Sinagogu olabilir. Zira sinagogu sadece sabah 10’da gezebiliyorsunuz o yüzden başlangıç noktası olarak almanız en akıllıcası… Bu 15. yüzyıl yapısı, İstanbul’daki en eski sinagog unvanını elinde tutuyor. Adını cemaatinin geldiği Makedonya’daki Ohri’den alan sinagog 1694 senesinde bir yangını takiben yeniden yapılmış ama o zamanlarda dini azınlıkların kubbe yapmaları yasaklandığından dışarıdan görülmeyen bir iç kubbe ile inşa edilmiş. Kimilerine göre Nuh’un Gemisi’ni hatırlatmak amaçlansa da Teva’nın (dua kürsüsü) şekli Yahudileri İspanya’dan Balat’a getiren geminin pruvasına benziyor. 500 kişilik ibadet kapasitesi ile hala İstanbul’un en geniş sinagoglarından olan Ahrida, 93 Harbi sırasında Ruslara karşı savaşan Türk askerleri için duaların edildiği bir tören düzenlemesiyle de ünlü.

1955’te, Yahudilerin Türkiye’ye gelişlerinin 500. yıldönümünde restore edilen ve halen kullanımda olan sinagog, diğer semtlerden gelen Yahudilerin ibadet paydasında buluştuğu bir yer. Zaten günümüzde Balat’ta yaşayan neredeyse hiç Yahudi kalmadı. Arada bir sohbet ettiğimiz tuhafiyeci Leon Amca da güzel günleri geride bırakarak öte dünyaya göçtü. Bu sinagogun ilginç bir tarihi özelliği de var; Sabetaycılığı başlatan İzmirli Sabetay Sevi, 1666 yılında burada mesih olduğunu açıklayıp birçok kişiye ulaşmış…

İstanbul’daki sinagogları ziyaret etmek isteyenlerin güvenlik nedeniyle önce hahambaşılığın (Büyük Hendek Sokak, Galata) 0212 244 19 80 numaralı telefonuna kimliklerini fakslaması  ve randevu alması gerekiyor. Ahrida Sinagogu’na ise izinli olsanız da saat 10’u geçirirseniz giremiyorsunuz; yapıyı gezdiren Korin Hanım’ın vetosuyla karşılaşıyorsunuz.

Hristiyan ve Müslümanların Birlikte İbadeti

Sinagogdan sağa Düriye Sokak’a saparsanız Surp Hreşdagabed Kilisesi’ne ulaşırsınız. Tarihi 16. yüzyıla uzanan bu Ermeni kilisesi, 18. yüzyılda Ayios Andonios Ayazması’nın üstünde inşa edilmiş. Mikail ve Cebrail’e adanan kilisenin demir kapısı, Topkapı Sarayı çevresindeki kazı çalışmasında bulunmuş ve bir Ermeni tarafından satın alınarak kiliseye taktırılmış. Kapının üzerinde Aya Yorgi’nin bir ejderhayı öldürüşü ve İsa’nın Göğe Yükselişi’nin anlatıldığı kabartmalar bulunuyor. Bitişikteki 19. yüzyıl okul binası ise bugün depo olarak kullanılıyor. Kilisede en önemli ayin 12 Eylül günü yapılıyor ve mucizeler gerçekleştiğine inanılan bu mekâna o gün Müslümanlar da geliyor. Tim Kelsey, 1996’da yayınladığı Dervish isimli kitabında “Surp Hreşdagabed Kilisesi, Hıristiyan ve Müslümanların bir araya gelip ibadet ettiği dünyada belki de tek yer” diye yazmıştı…

Deniz surlarını takip eden yol boyunca yürüdüğünüzde ise bu kez  Ayio Dimitrios Kanabu Kilisesi’ni göreceksiniz. En az 14. yüzyıldan beri burada olduğu bilinen kilise, 1597’den 1601’e kadar Patrikhane’ye ev sahipliği yapmış. Bugünkü bina ise 1730’lu yıllara ait…

Koca Sinan’dan Kalan Küçük Cami

Mimar Sinan’ın sadece büyük binalar inşa ettiğini düşünenlerdenseniz, Balat’ta göreceğiniz 1562 senesinde yapılmış Ferruh Kethüda Camii sizin için sürpriz olacak. Kanuni Sultan Süleyman’ın sadrazamı Semiz Ali Paşa’nın kethüdası (kahyası) olan Ferruh Kethüda için yapılan bu küçük cami, külliyeden bugüne ulaşabilen tek yapı. Geçmişte Tekfur Sarayı’ndan getirilen çinilerle dekore edilmiş mihrabı maalesef çok değişmiş; sonradan eklenen modern verandayla dış görünümü bozulmuş. Bahçesinde havuzu, arka duvarında da güneş saati olan caminin avlusu, zamanında Yahudiler için Balat Mahkemesi’nin kurulduğu yermiş.

9.Yüzyıldan Günümüze

Hazreti Cabir Camii ise Çember Sokak’ta yer alan küçük ve sevimli bir tuğla yapı. Çok dikkat çekmiyor ama tarihi 9. yüzyıla kadar uzanıyor. Bir kubbe ve üç yarım kubbeli bir kilise olarak yapılmış. Sonraki yıllarda Atik Mustafa Paşa Camii’ne dönüştürülen bu yapı, duvarındaki güneş saatiyle de biliniyor. Bugünkü adını ise burada yaşamış bir evliya olan Hazreti Cabir’den (604-697) almış. Buraya kadar gelmişken Blachernae Ayazması’nı da görmek isterseniz yolun yukarısına doğru devam edip sağa dönün.

Çıfıt Çarşısı ve Agora Meyhanesi

Ana caddeye doğru yürürseniz farklı zaman dilimlerinden kalan binalara yerleşmiş ve iki sokağa yayılmış küçük dükkanlarla dolu eski bir çarşıya ulaşırsınız. “Çıfıt çarşısı gibi” deyimini bilmeyen yoktur; işte o tanım buradaki gibi Yahudi çarşıları için kullanılıyor. Aynı zamanda adına o meşhur alaturka şarkının bestelendiği Agora Meyhanesi (0212 631 21 31) de burada. Çarşıda Ayşegül Hanım’ın dükkanına girip, yaptığı camaltı işlere bakın. Ayşegül Hanım’ın yan komşusu Kozalak’a (0532 642 63 01) da uğramanızı tavsiye ederim. Eski eserleri kullanarak yaptıkları çok güzel ev aksesuarları satıyorlar. Afilli Cafe’nin karşısında, Leblebiciler Sokak, 35 numarada atölyesi bulunan Yahya Bağcı (0537 422 3021) foto gerçekçi akımın önemli isimlerinden biri ve yaptığı tablolar gerçekten ilginç.

Bulgaristan’ın Yanbol kasabasından gelen cemaatin yaptırdığı Yanbol Sinagogu’nun girişini de aynı rotada göreceksiniz. İstanbul’da orijinal ahşap tonoza sahip tek sinagog olarak bilinen bina, 1895 yılında 300 kişinin aynı anda ibadet edebileceği büyüklükte yapılmış.

BİLGİ

“Yazılarımı farklı tarihlerdeki ziyaretlerimin ardından kaleme aldım. Kaçınılmaz olarak güncel birçok bilgi içeriyor ama güncel demek bugünün dünyasında hız ve değişimin eş anlamlısı. Bu nedenle yazılarımı referans alıp seyahat planı yaparken değişken bilgileri  (tarihi mekanları ziyaret, yemek ve konaklama önerileri, ulaşım bilgileri vs.) kontrol etmeyi unutmayın. Ve siz de benim gibi “bilgi paylaştıkça güzel” felsefesine inananlardansanız, yazıları zenginleştireceğini düşündüğünüz detayları iletin. Yolunuz açık olsun, gezgin ruhunuz hiç yaşlanmasın!”
  • İstanbul

    Onda yaşamak yerine onu yaşamak gereken 7 tepeli şehrin; semtlerinden müzelerine, tarihinden camilerine kadar bilinen ve bilinmeyen köşeleri…

  • Türkiye

    Binlerce yıllık kültür hazinesi, medeniyetler beşiği topraklarımızı keşfetmek için kuzeyden güneye, doğudan batıya adım adım yolculuk…

  • Avrupa

    Yılın her dönemi ziyaret edilen ışıltılı başkentler, dünya hazinelerini saklayan müzeler, zarafet ve estetiği buluşturan kültürlerden izler…

  • Amerika & Avustralya

    Her zaman merak uyandıran coğrafyalar ve mesafelere aldırmadan gitmek isteyeceğiniz şehirler…

  • Asya & Afrika

    Doğa harikalarından kültür miraslarına, şaşırtıcı geleneklerden mimari başyapıtlara kadar sayısız hazine…

  • Özel Dosyalar

    Özel günlere ilişkin öneriler, ilginç konulara ilişkin yazılar, farklı coğrafyaları bir araya getiren karma konular…

‘Hayat Işığı’ Hastanesi

Haliç kıyısının en güzel noktalarından birinde, geçmişte Yahudi balıkçıların mekanı olan bir adreste bugün Or-Ahayim Yahudi Hastanesi yer alıyor. Adı “hayat ışığı” anlamına gelen bu hastane, 1899’da fakirlere derman olmaya çalışan bir avuç doktorun çalışmaları ve 2. Abdülhamid’in desteğiyle kurulmuş. Bağışçılarının çoğu Goldschmidt, Hirsch ve Rothschild’ler gibi diasporanın tanınmış aileleri. Hastane çalışanları özellikle 1. Dünya Savaşı’nda yaralıların bakımı için gösterdikleri büyük çabadan ötürü Kızılay’ın Üstün Hizmet Madalyası ile ödüllendirilmiş. Iraklı Yahudi bir işadamı olan Elie Kadoori’nin 1921’de yaptığı bağışla hastane genişletilmiş.


Yazıyı Paylaş :